Geri Dön

Alkışlar Çağrı, Kardeş ve Gülbeyaz’a…

İskender Özsoy

GEÇEN hafta cuma akşamı Tuzla’da, Tuzla Rumeliler Derneği (TURUD) tarafından düzenlenen şenlik sıcak yaz akşamlarında ruhumuzu ferahlattı.
Serkan Çağrı ve Rumeli Band, kendisini “eğlendirici” diye tanıtan Suzan Kardeş ve TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından Seda Gülbeyaz’ın renk kattığı şenliğe Tuzla Kaymakamı Mümin Heybet’le Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı ve Tuzla İlçe Emniyet Müdürü Mustafa Yolcu dinleyici olarak katıldı.
Sahneye ilk çıkan Serkan Çağrı ve Rumeli Band, repertuarlarının Tuzla için yanlış olmasına karşın icralarıyla büyüleyiciydi.
Kılkış, Kavala ve Drama mübadillerinin yaşadığı Tuzla’da Makedonca ve Arnavutça şarkılar en son düşünülmesi gereken seçimdi bence. Bir de mübadillerin dilinden düşmeyen Drama Köprüsü türküsünün çalınmaması eksiklikti.
Ancak bunlar, yedi yaşından beri klarnet çalan Serkan Çağrı’nın müthiş icrasını gölgelemedi.
Sahnede çalgısıyla bütünleşen Çağrı için ne söylense azdır.
Genlerindeki yeteneği eğitimiyle pekiştiren bu genç ustayı tebrik ederim.
Kendisini “Eğlendirici” diye anons ettiren Suzan Kardeş sahneye hâkimiyetiyle o gece çok başarılıydı. O, “eğlence müziği”nin geç “ışıyan” yıldızıdır. Tuzlaya iskân edilen bir mübadil ailenin üçüncü kuşak temcilisi olan Seda Gülbeyaz sesinin hasta olmasına rağmen sahneye çıktı ve elinden geleni yaptı.
Seyircilerin isteği Kırmızı Gülün Alı Var türküsünü söylemesi ayrı bir incelikti.
Bir de TURUD Başkanı İbrahim İş’in, “haydi dansa” çağrıları yanıtsız kalan Suzan Kardeş’le sahnede dans etmesi şenliğe damga vuran jestti.
MESLEĞİME DÖNECEK OLURSAM
Epeydir ara verdiğimiz meslekle ilgili yazılarımıza şöyle bir dönelim bakalım.
Gazetecilerin, televizyoncuların muhataplarına çanak soru sorduğuna çok tanık olduk ama, çanak soru hazırlatana ben ilk kez tanık oldum.
Sabah yazarı Mehmet Barlas’tan öğrendim çanak soru hazırlatma yönteminin nasıl olduğunu.
İşte Barlas’ın 25 Temmuz 2010 tarihli yazısında o yöntemle ilgili satırları:
“Bir cumartesi günü Demirel’i aradım.
Bir muhabir göndereceğimi ve kendisinin hazırladığı üç soruya vereceği cevapları aynen ana haber bülteninde yayınlayacağımı söyledim.”
……….
Gazeteci söyleşi, röportaj yaparken ağlar mı?
Bu konu çok tartışılıyor ve hep “gazeteci de insandır” noktasına getiriliyor.
Elbette gazeteci de insandır ama bu onun görev başındayken ağlamasını haklı göstermez.
Bence gazeteci görev yaparken ağlamaz, ağlamamalıdır.
Hele Hürriyet yazarı Ayşe Arman gibi hiç ağlamamalıdır.
Şöyle yazmış Arman 25 Temmuz 2010 tarihli Hürriyet’te:
“Bir annenin başına gelebilecek en kötü şey geldi onun başına. Üç yaşındaki oğlunu bahçesindeki havuzun dibinde yatarken buldu. Medya onu suçladı, ‘Annenin ihmali’ dediler. Ben onu Tarabya’da, annesinin evinde dinledim. Ablası Dr. Aylin Uğun Karabeyoğlu da oradaydı, ara ara röportaja o da katıldı. Foto muhabiri arkadaşım Senih de ben de ağlamaktan şiştik.”
Gazeteci ağlamaz.
Bitir söyleşini, git evinde ağla ağlayabildiğin kadar.
Mesleğimizde duygusallığın yeri yok...
..............
12 Eylül yaklaşıyor.
Hayır “meşum” darbenin 30 yılındaki halkoylamasını yazacak değilim.
Malum, bu köşede siyasete yer yok.
Ama birkaç kez bu kuralın sınırlarını zorlayarak burada “Geçici 15” hakkında neler düşündüğümü yazdım.
Merak eden bulur okur.
Gerisi oyumun rengini belli etmeye kadar gider ki; buna hakkım yok.
Gazetecinin oyunun rengini yazarak belli etmeye hakkı olmadığına inananlardanım.
Oyunun rengini daha çok “çakma” ve “çıkma” gazeteciler açıklıyor.
Varsın açıklasınlar.
Sonuçta birer “çakma” onlar.
12 Eylül vesilesiyle asıl yazmak istediğimi unutuyordum az kalsın.
Emin Çölaşan.
12 Eylül günlerinde darbecilerin peşinde Mamak Cezaevi’ne methiyeler düzen Ankaralı “maiyette gazeteci”, “iliştirilmiş gazeteci” Emin Çölaşan.
O zaman yazdıklarından gazeteci olarak utanıyorum, o utanmıyor.



(30.07.2010)

Başa Dön