Geri Dön

Siyasetin Finansmanı

Necat Aşkın

FRANSIZ kozmetik firması l’Oreal’in patroniçesi Liliane Bettencourt’un kızıyla çekişmeleri bağlamında, yan ürün olarak müteveffa eşinin üyesi olduğu iktidar partisini, özellikle de son dönemde Sarkozy’yi finansmanı gündeme geldi. Şimdi uygulamaların bütünü tartışılıyor.
Avrupa basını içi tıka basa para dolu zarfları, milletvekili adaylarının fon temin etmek için kurdukları "mikro partileri", bağışlara ödül olarak cumhurbaşkanıyla yemek ayarlanmasını yazıyor.
Fransa’dan farklı olarak, Alman siyasi partiler yasası partilere şahıslardan, derneklerden ya da şirketlerden yapılacak bağışlara bir tavan öngörmüyor. Üstelik bunlar teşvik de ediliyor, vergiden düşürülüyor. Devlet özel kesimden toplanan her bağış başına 3.300 avro da ek sübvansiyon veriyor. Helmut Kohl’ün partisi CDU’nun 1999’da gizli kasalarla finansmanı bu alana saydamlık getirilmesine yol açtı.
2002’den bu yana 50.000 avroyu aşan her bağış Parlamento’ya bildiriliyor, Parlamento’nun internet sitesinde yayınlanıyor. Ancak tavan olmayışı yolsuzluk kuşkularını besliyor. Son kampanyada otel zinciri Mövenpick FDP’ye 1,1 milyon bağışladı. Birkaç hafta sonra da iktidar ortağı liberal parti otelcilikde KDV’yi indiren yasayı çıkarttı.
İspanya’da siyasal partiler ve seçim kampanyalarının finansmanı "organik" diye nitelenen 1985 ve 1987 tarihli iki temel yasayla düzenlenmekte. Bu finansmanın çoğunluğu kamu kaynaklı. Özel kesim için de 1990’ların ortalarından bu yana vergiden düşürme olanağı mevcut. Devlet bütçesinde bu işe ayrılan 140 milyon avro son yasama seçimi sonuçları, meclis grubu büyüklüklerine göre dağıtılıyor. Kampanya masrafları da karşılanıyor.
Özel sektör kaynağından siyasal partiler yıllık kamu sübvansiyonunun ancak yüzde 5’i oranında anonim bağış alabiliyorlar. Bir şahıs ya da tüzel kişinin yapabileceği bağış toplamı 60.000 avro.
İngiltere’de devlet partilere dolaysız sübvansiyonda bulunmuyor. Kamunun desteği "resmi kitle iletişim araçlarında ücretsiz zaman tahsisi, bedava posta hizmeti ve toplantı yerleri temini" şeklinde oluyor. Kamu, ana muhalefet partisi asistanlarına masraflarının bir bölümünü de ödüyor.
Bağışçıların adları seçmen listelerinde yer alıyorsa, yapacakları katkının tavanı yok. Yasaklar şunlar: 5000 sterlin (5.928 avro) üzeri ülke dışı kaynaklı bağışlar, anonim ödemeler ve hissedarlar kurulu onayı olmaksızın büyük şirketlerin katkıları. 2006 tarihli yasa ulusal düzeyde 5.000 sterlini aşan her bağışın açıklanmasını öngörüyor. Her adayın kampanya harcaması da sıkı biçimde sınırlı.
2005’de çok zengin bağışçılar İşçi Partisi’ne gizlice borç vermişler, aralarından dördü daha sonra Başbakan Tony Blair tarafından Lordlar Kamarası’ndaki bir sandalye için Kraliçe’ye önerilmişlerdi. 2009’da bu defa Muhafazakâr Parti’nin velinimeti Lord Ashcroft’un İngiltere’de çok az vergi verdiği ortaya çıkmıştı.
"Saydamlık" ülkesi İsveç’te partilerin finansmanı tuhaf biçimde "ışık geçirmez". Yasa, parti kaynaklarının kökeninin açıklanmasını zorunlu kılmıyor. Partiler arası resmi olmayan bir anlaşma bu verilerin yayınını öngörse de herkes istediği gibi davranıyor. Anlaşmaya uyulmamasının bir yaptırımı yok.
Eylül 2010’daki yasama seçimleri yaklaşırken aldığı özel fonları açıklayan muhalefetteki sosyal demokratlar, İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt’in Muhafazakâr Partisi’ni aynı saydamlıkta olmamakla suçluyorlar. Sağ da, güçlü işçi konfederasyonu LO’nun bir yüzyıldır sosyal-demokratları finanse etmesini eleştiriyor. 16 federasyondan oluşan, İsveç işçi ve memurlarının yüzde 80’ini, 2 milyon üyeyi kapsayan LO karşılığında partinin yönetim kurullarında yer alıyor ve kararlarda etkili oluyor. Danimarka’daki LO, Sosyal Demokrat Parti’yle olan bu organik ve mali bağı 2003’de kesti. Gitgide daha az sendikalı sosyal demokratlara oy veriyordu.
1992’de İtalya’da "Temiz Eller" operasyonu başladığında, sosyalist cenahta rüşvet "parti adına" tahsil ediliyordu. Fırtınada yerinden olan sosyalist lider Bettino Craxi bütün partilerin böyle davrandığını söylüyordu. Aradan geçen zamanda siyasetçi, memur, olaylara karışan kişiler kendi servetleri için fazla gizlemeden çaba harcamaktalar. Bakan Clandio Scajola istifa etmek zorunda kaldığında, Colosseum’a bakan dairesinden "kendisinden habersiz müteahhitçe ödenmiş" diye yakındı.
İtalyan siyasal partileriyse, "Temiz Eller" sonrası aldıkları oy sayısına göre kamu fonlarından yararlanıyorlar. Bunun için yüzde 1’i geçmeleri yetiyor. Devlet, parti basınına da yardımda bulunuyor. Vergilerin binde dördü seçim sonuçlarına göre partilere paylaştırılıyor.
Konu, hiçbir yerde üzerinde ittifak edilen bir çözüme kavuşmuş değil. Galiba sadece yasalarla da düzenlenemiyor. Nihayetinde, kitle iletişim araçları yoluyla belli düzeyde bir saydamlık siyasal güçleri dengeye getirebilirse, getiriyor. Siyasetin finansmanında yol çok.



(30.07.2010)

Başa Dön