|
Bu Açılım Özgürlük Açılımı (1)
Nilgün Serimoğlu
"Özgürlük" dünya kurulduğundan beri belki de en çok özlenen şey olmuştur. Herkes zanneder ki uğruna yaşamlar feda edilen, sanata, düş gücüne ilham veren en önemli şey aşktır. Ama en büyük aşk özgürlüktür. Yalnız insanlar değil düşünebilen tüm canlılar özgürlük için daima en büyük bedelleri ödemişlerdir. Özgürlüğe ulaşabilmek umudu ile en güç koşullar, en kısıtlayıcı ortamlar bile dayanılabilir hale gelebilir. Bir ipek böceği özgürlüğe ulaşma dürtüsü ile koza günlerini tamamlar ve kelebek olur. Tek bir gün için bile olsa özgürlüğe kanatlanır.
O zaman özgürlüğün ne olduğunu düşünmek gerekir. Bu kavramı tarafsız bir şekilde inceleyecek olursak bireysel özgürlükten başlayarak sınıfsal, kentsel, toplumsal giderek evrensel özgürlüğe kadar uzanan katmanlar olduğunu görürüz. Özgürlük gereksiniminin su yüzüne çıkması genellikle bu katmanlardan birinde bir karar, bir aksiyon değişimi ile birlikte olur. Ya devam etmekte olan rutinlerin önüne bir engel çıkmıştır veya yeni davranış modelleri içeren durum değişiklikleri olmuştur. Her iki durumda da sınırların yeniden belirlenmesi söz konusu olur.
Bir birey içinde daha iyi bir gelişim basamağına ulaşabilmek programı ile doğar. Bu programın gerçekleşebilmesi için uygun koşulları elde edebilmesi gerekir. Aksi halde sahip olduğu tüm potansiyel varlığı bile anlaşılamadan yok olur gider. Çoğu zaman canlıların başına bu gelir. Uygun iklimi ve toprağı bulamayan nadide bir bitki gibi sıradan otlara dönüşürler. Çünkü gereken koşulları içeren ortam oluşmamıştır. Bu ortam kişilerin özgürlük alanıdır.
Bu alan sınırsız değildir ve paylaşılmak zorundadır. Herkesin çok erken yaşlardan öğrendiği bir şey vardır."Başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bizim özgürlülerimiz biter" Yani sınırlarımızı en fazla başkalarının sınırlarına kadar zorlayabiliriz. Peki, sınırları belirlerken esas olarak almamız gereken kıstaslar nasıl saptanır? Özgürlük alanının sınırlarını belirleyen birçok etken vardır.
Bunun ilki için güçler dengesini söyleyebiliriz. Güçlü olan kişi, kuruluş veya toplum kendi gereksinimlerine öncelik sırası vererek alan saptaması yaparsa ki, genellikle öyle olur, diğerlerinin özgürlük alanlarına hatta yaşam alanlarına tecavüz etmesi kaçınılmaz olur. Güçlü taraf bunu yaptığı zaman daima yaptığını şeyler için karşı konulamaz nedenler, mazeretler bulabilir. Diğer tarafın bu durumu kabullenmek hatta bir armağan olarak kabul etmek dışında seçeneği kalmaz çoğu kez. Çünkü uyulması gereken doğrular ve kurallar da güçlü olan tarafından konulmuştur. Zayıf güçlünün vizyon unun bir parçası olmak, onun izin verdiği oranda genel tabloda yer almak zorundadır. Bu genel tabloyu değiştirmeye hiçbir güç basamağının gücü yetmez. Yalnızca bütünün içindeki yerini, alanını belirlemeye, üstlendiği rolün önem derecesini belirlemeye çalışabilir. Güçler dengesindeki değişimler özgürlük alanlarının değişimini de beraberinde getirir
Bireyselden başlayarak her özgürlük alanının kendi içinde bazı prensipler, uyulması gereken kurallar oluşturması gerekir. Özgürlük aynı zamanda disiplin demektir. Rastlantısal olarak, sınır tanımadan kullanılan bir özgürlük kaosa yol açar. Kendini disipline edemeyen, genel tablodaki yerini tam olarak anlayamayan bir birey ya da grubun veya bir toplumun bir üst basamağın kurallarına göre programlanması gerekir. Bireysel bir özgürlük hiçbir zaman ait olunan bir ailenin veya bir grubun realitesinin önüne geçemez. Bir grubun özgürlüğü benimsenmiş olan toplumsal realitenin çıkarlarına prensiplerine ters düşemez. Bir toplumun özgürlüğü diğer toplumların yaşam alanlarının haksız bir şekilde kısıtlanmasına, haklarının yok sayılmasına kadar uzanamaz. Böyle bir şey olursa adına özgürlük kullanmak değil zorbalık, saldırganlık denir. Şöyle diyebiliriz; özgürlüğün çeşitli basamakları, katmanları olduğundan söz etmiştik. Bireyselden evrensele uzanan merdivende her basamak kendinden bir üst basamağın kurallarına göre programlanır. Aksi halde genel tablodaki çok küçük sapmalar bile alt basamaklara önemli sorunlar halinde yansır.
Bu hafta özgürlüğe yalnızca genel bir yaklaşımda bulundum. Dileğim önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı bir biçimde konuya eğilebilmek…
n.serimoglu@superonline.com
(28.07.2010)
|