|
Aydın Olmak
Muhsin Durucan
“Aydın, çabası hâkim sınıfça suç sayılan kimse...”
Jean Paul Sartre
“Arifiye! / Şoför durdu, enstitü mektebi, dedi./ Süleyman Edip Bey, müdürün adı. / Bir yol da burada duralım; / Ellerinde nasır, yüzlerinde nur, / Yarına ümitle yürüyenlere bir selam uçuralım"
Orhan Veli
ANIMSANACAĞI üzere Köy Enstitüleri; 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı yasa ile ilkokullara öğretmen yetiştirme erekli, tarım yapmaya uygun geniş arazisi olan köylerin yakınlarında, iyi niyetle açılmış eğitim kurumlarımızdır. Ülkemize köy öğretmeni yetiştiren, doğu batı arasındaki eğitim eşitsizliğini ortadan kaldırabilecek bir sistemdi.
1946 yılında hükümetin yaklaşmakta olan seçimleri yitirme endişesine kapılarak, tek parti içindeki karşıt milletvekillerinin gerçekleştirdiği kampanya sonucunda, öğretim programında değişikliklere gidilip ereğinden ve buna koşut "İşi için, iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. İlerleyen yıllarda öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954 yılında da kapatıldı.
Nitelikli eğitimci ve her zaman övgüyle andığım yeri aydınlık olası ilkokul öğretmenim Tahsin Ayver’den köy enstitüleriyle ilgili güzel sözler işittim. Bize uyguladığı köy enstitüsüne benzer öğretim ortamında yetiştik. Yaptığımız kümeslerde civcivlerimiz tavuk oldu. Arılarımız oğul verdi. Okul bahçesinde sebzeler yetiştirdik. Öğretmen olmak için güdülendik. (Ne ki o zamanki sınırlı çabalarımız da birilerince hep kösteklendi.)
Enstitülerin kapatılması sonrasında açılanlardan yakınımızdaki ilköğretmen okulunun çifte sınavını kazanarak yatılı öğrenci olduk. Mahmut Saral, Mutlu Can ve Aydın İpek gibi meslek dersleri öğretmenlerimizden öğretmenlik bilgisi aldık. Öğretmen olacağız coşkusuyla yatıp yine aynı coşkuyla kalktık! Mor, öğretmen okullarının rengiydi. Mor şeritli şapkalar giydik. Büyüklerimizi saydık, küçüklerimizi sevdik! Okullarımızda okuma, yazma, şiir ve sanat sevgisi edindik. M. Sunullah Arısoy’un Karapürçek romanını, Mahmut Makal’ın Bizim Köy’ünü ve Memet Türkkan’ın Güneşin Katli’ni okuduk. İdealist bir ruhla yetiştirildik. Güzel Türkçemizi sevdik. Nokta kadar çıkar için virgül kadar eğilmemeyi, ilke edindik!
İlköğretmen okullarımızda öğretmen kimliğiyle yetiştirildik. Biz, 68 kuşağındanız. Edindiklerimizi, öğrencilerimize ve halkımıza aktarmak ve onları yetiştirmek için gecemizi gündüzümüze kattık. Jean Paul Sarte’ın "aydın"ı tanımlamasına özdeşik: "Çabası hâkim sınıfça suç sayılan kimse..." olduk. Bir yaşam yolculuğundaki çaba ve çalışmalarımız, egemen çevreleri ürküttü! Onların sinsi karşı eylemleriyle sürüldük, kıyıldık! Yine de görevimizin bilinciyle yüreğimizde vatan sevgisini eksiltmedik!
Mehmet Bayrak’ın "Köy Enstitülü Yazarlar ve Ozanlar" adlı yapıtını okuduğumuzda kapatılan bu enstitülerde nitelikli yazarlar ve şairler yanında sanatçılar yetiştiğini öğreniyoruz. "Kapatmakla yazık etmişler! " demekten kendimizi alamıyoruz.
Egemen çevreler, bilinçli olarak köy enstitülerini kapatıp eğitim ortamımızı çoraklaştırdılar. Köyleri boşaltmayı planlayarak ereklerine ulaştılar. Şimdi köyler tarımsız, okulsuz ve öğretmensiz kaldı. Öğretmenin yerini imam aldı. Seçimlerde onların işleri kolaylaştı! Şimdilerde Ahmet Kutsi Tecer gibi diyemiyoruz: "Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür / Gezmesek de tozmasak da / O köy bizim köyümüzdür."
Bu kurumlar, elimizden kaçırdığız en büyük eğitim projesidir. İlerlemekte olan kimi uluslar, kapatılan (21) köy enstitü uygulamasını örnek alıp ülkelerinde uygulamaya koymayı ve yararlanmayı başardılar. Ya biz?
muhsindurucan@ttmail.com
(27.07.2010)
|