Geri Dön

Akvaryum

Gürol Sözen

SÖZLÜKLERDE, ne denli sıradan bir tanımı var Akvaryum'un. "Tatlı veya tuzlu su hayvanlarının, su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiği cam su kabı."
Sanırsınız, akvaryum yalnızca bir açık büfe: Gelen çimleniyor, giden çimleniyor. Oysa, görsel bir şölen. Küçük bir cam küp ya da kavanozun içinde, hiçbir balık biteviye gezinmiyor: Her birinin, hareketi farklı. İsterse, aynı yerden bin kez bile geçmiş olsun; her bir geçişi farklı her birinin. Bakışları, gövde hareketleri, pulları bile bir öncekinden farklı.
Renklerini bile ayrı algılıyorsunuz. Hele bir de söylencelerde süslediğimiz; simurg gibi balıklar yok mu? Masallarımı çizerken, "böylesi de olmaz artık," deyip çizmekten vazgeçtiğim balıkların sonsuz türevini görünce, kaç kez bırakmak zorunda kaldım kağıdı kalemi... Beni çoktan sollamışlardı da ondan.
Gerine gerine keyfini çıkarıyorum akvaryumun: Üstelik ekrandaki akvaryumun. Bir yanda naftalin müziği bir yanda görsel şölen. Tam bir enayi seyri ama olsun! Çünkü hiçbir balık aynı yerde değil. Hiçbir balık yalan söylemiyor: İlle de dili olması şart değil; bir şeyler söylemek için. Bizim dilimiz, dillerimiz var da ne işe yarıyor sanki. Bizim gibi de kazık çakmıyorlar hayata; üstelik dedim-dedi'den öte, hiçbir harbi yanı da olmayan gündelik hayata. Yalan, dolan ve yaz ve boz'dan ibaret değil mi yaşadıklarımız? İrin gibi akmıyor muyuz hayatın üzerine?
Ne geveze bir dünya üstelik. Herkes her şeyi biliyor. Öylesine çoklar ki her biri hilekâr bir kahin sanki! Kahin hiç yoksa bir şey' den haberdardı... Ya bizimkiler?  Üstelik her gün kirli suratları ile camın önünde durmazlar mı?..
Yüzlerine ne çok yansıyor içleri? Yaz günü sağnakta bile yıkanmasını bilmiyorlar. Ne okudular ise, neden çok ama çok iğrenç görünüyorlar? Antik dünyanın tapınaklarını bekleyen rahiplerden farkı yok hiçbirinin!
Özür dilerim: Antik dünyanın rahipleri hiç yoksa tapınaklarını koruyorlardı. Siz hiçbir balığın riyakâr'ına, düzenbazına rasladınız mı?
Her biri pırıl pırıl temiz: İçleri gibi rengarenk. Kanatları, pulları, gözleri, dudakları kıpır kıpır. Bizler ise, "Tecavüzcü Coşkun" gibi beleşine iş tutuyoruz!
Biliyorsunuz, balığı sudan çıkarıp bekletirseniz balık kokar. Tıpkı insanoğlu gibi! Ama bir farkımız var: Biz bekletilmeyi beklemeden kokmaya başlıyoruz. Yani canlı canlı! Bizim Akvaryum; sözcüklere sığmaz: Sanırım sövgülere de. "Onlar, hayatın düşmanıdırlar" da ondan mı? "Hayatın düşmanı" olmak bir yiğitliktir. Yürek ister!..
Bir eski dost, Ankara'dan şiir kitaplarını gönderdi. Akvaryumdan: Mehmet Kıyat.
Kitaplarından birkaçı: Dünden kalan, Dokuz canlı sessizlik, Küstüm otu günleri... "Umudun da çilesi var güzelim/ Yaşaya yaşaya büyüttük geleceği." "Korkuyu korkuyla çoğaltarak / Ben de varım diyemedi kimse." "Dilini unutmuş toplumların / Geleceği olmaz derdi babam." "Yabancılaşmış bir özlemle / Boşluğuna ortak bulamazsın güzelim," diye başkaldırıyor, kendi akvaryumunda, kendi dilinde Mehmet Kıyat....



(22.07.2010)

Başa Dön