|
Adımlar
Mehmet Sağnak
ÜZERİNDEN tam 26 yıl geçti. PKK’nın ilk eyleminden, 15 Ağustos 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınından ve bir erin şehit edilmesinden bahsediyorum. "Bir avuç eşkiya"nın yaptığı bu saldırıyı dönemin iktidarı dikkate almamıştı. Tatillerini kesmeye gerek duymamışlardı. Ardından diğer saldırılar, baskınlar geldi. Köylerde çoluk-çocuk demeden yapılan katliamlar.
Geçen 26 yıl içinde binlerce sivil, asker, korucu, güvenlik görevlisi ve terörist öldü. Özel televizyonların korsan olarak yayına başladığı 1990 yılına kadar, televizyon ve radyo yayınları TRT’nin tekelindeydi. Numaralısı INT’lisi, altı TRT kanalı yayın yaptı. Terör olaylarının ayrıntılarının TRT’den değil gazetelerden edinilebildiği dönemlerdi. Hatta yayınlanan röportajlar nedeniyle gazetelerin bile toplatıldığı. Sorun Kürt değil Güneydoğu sorunuydu. Aksini yazmak yargılanmak anlamına geliyordu. TRT haber bültenlerinde terör olaylarından çok o konuda devlet yetkililerinin yaptığı açıklamalara yer veriliyordu.
Tıpkı şimdi özel televizyonların başlatacağı uygulamaya benzer bir habercilikti yapılan. İktidar tarafından empoze edilen, RTÜK tarafından yürütülen ve ulusal televizyonların etkin olduğu televizyon yayıncıları örgütünün gönüllülüğü ile yürütülecek olan. Olağanüstü durumlarda ve terör olaylarında uyulacak "haber ilkeleri" belirlendi. Uygulamanın amacı, haberlerin terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmesinin önlenmesi olarak açıklandı. Bundan sonra olay gelişen bir nitelik taşımıyorsa, canlı yayın kesilecek ve normal yayına dönülecek. Gelişmeler sadece haber bültenlerinde duyurulacak.
Ve "son dakika" uygulamaları. Son dakika yazısı sadece 5 dakika ekranda tutulabilecek. Herkesin işine geldiği gibi yorumlayabileceği "seyircide korku, yılgınlık ve paniğe sebep olabilecek sansasyonel" son dakika yazılarından kaçınılacak. Haberler yayınlanırken, "ürkütücü, seyirciyi paniğe sürükleyecek, toplumsal gerginliğe yol açacak" görüntüler verilmeyecek. Ne olduğu belirtilmeyen "istisnai durumlar" dışında şehit cenaze törenlerinden ve şehit ailelerinin evlerinden yayın yapılmayacak. Acılı insanları, "rahatsız edecek" -o da belli değil- röportajlara yer verilmeyecek.
Terör olaylarını öyle her önüne gelen muhabir de izleyemeyecek. Ya kim izleyebilecek? Deneyimli ve konunun uzmanı muhabirler. İş muhabirlerle bitmiyor. Kameramanlar da güvenlik güçlerinin olay yerinde çizdiği sınırı aşmayacak. Çok eski ve aynı görüntülerle, teröristlerin yüzlerinin göründüğü görüntüler kullanılmayacak. Türkçesi artık Öcalan görüntüsü yer almayacak. Mülakatlarda da, belli ki haber programlarını da içeriyor, terör olaylarını haklı gösterecek, propaganda olarak algılanabilecek ya da saldırıları teşvik edebilecek her türlü yayından kaçınılacak.
Belirlenen ve uyulması kabul edilen ilkeler, aslında yeni değil. Yasalarda da var. Zaten uyulması gereken konular. Terörle mücadelede atılan adımların ulusal televizyonları kapsayan yönü bu. Bir nevi oto-kontrol. Bu oto-kontrolun çok iyi yönetilmesi gerekiyor. Aksi takdirde oto-kontrol mekanizmasının bir anda sansüre dönüşmesi içten bile değil. Unutmamak gerekir ki, TRT’li dönemdeki görmezden gelme uygulaması bir sonuç sağlamadı. İngiltere’de IRA için getirilen sansür de orada terörü önlemeye yetmedi. Medyayı disipline etmeden önce atılacak daha önemli adımlar olmalı.
(17.07.2010)
|