|
Sosyal Ağlarda “Biri Bizi Gözetliyor”
Melis Oktuğ
DÜNYA nüfusunun yaklaşık dörtte biri, her gün, sosyal ağlarda beş milyar dakika zaman harcıyor. Bu çarpıcı sayılar, sosyal ağların ne kadar çok kullanıldığını açıkça gösteriyor. Sosyal ağlar, özellikle, internet çağı çocukları olarak tanımlanan gençlerin haberleşmek; hatta yaşamlarının özel kesitlerini arkadaşlarıyla paylaşmak için en çok tercih ettikleri araç oldu. Ancak, özel yaşamın gizliliğinin ihlâl edildiği kuşkusu, bu modaya gölge düşürdü. Özellikle, kişisel verilerin çalınması, deyim yerindeyse kimliklerin gasp edilmesi, güvenlik konusunda birçok soru işaretinin uyanmasına neden oldu. İnternet kullanıcıları, bir çeşit "Biri Bizi Gözetliyor" oyununa dâhil edildiler.
Son günlerde, pek çok kişiyi rahatsız eden ve sosyal ağlardan ayrılmaya yönelik tepkiler doğuran kimlik hırsızlığı, dünya basınının gündeminde de yer buldu. New York Times gazetesi, bir paylaşım sitesinin, kimlik hırsızlığına alet edilmesini, "Amerikan anayasasından daha uzun! bir güvenlik sözleşmesi bulunan sosyal ağ" benzetmesiyle ironik bir biçimde okuyucularına aktardı. Paylaşım sitelerinden, kişisel verileri toplamanın en yaygın yöntemlerinden biri; reklâmverenlerin, banner’ların üzerine tıklayan sosyal ağ kullanıcısına ait bilgileri edinmesi; diğeri ise, kullanıcının gezdiği alışveriş sitelerine kimlik bilgilerinin aktarılması. Böylece, gerçek hedef kitle, gözetleniyor ve tüketiciler ablukaya alınıyor. Bunu izleyen adım ise, kullanıcının profiline, reklâmı yapılan ya da satın almayı düşündüğü ürünle ilgili tanıtımlar göndermek. Elektronik posta kutularını işgal eden spamlardan usanmışken, bu kez de sosyal ağlarda istenmeyen iletilere maruz kalanlar isyan ediyorlar. Kimlik hırsızlığı, sonuç olarak, bir elektronik taciz vakasına dönüşüyor.
Bireyin kimliğine ilişkin bilgi ve kayıtlardan oluşan kişisel veriler, özel yaşam kavramının kapsamı içinde. Bu bağlamda, bireyin fiziksel özellikleri, dünya görüşü ve inançları, aile yaşantısı, sağlık, öğrenim, iş durumu ile ilgili bilgiler, başkaları ile kurduğu her tür iletişim, ancak kişinin özgür iradesiyle yaptığı seçimler doğrultusunda paylaşılabiliyor. Dolayısıyla, kişisel verilerin çalınması, özel yaşamın gizliliğinin ihlâli anlamını taşıyor.
Özel yaşamın gizliliği; insan hakları ile ilgili uluslararası belgelerde, yaşama hakkı gibi, en temel haklar arasında sayılıyor ve yasalarla güvence altına alınıyor. Başka bir deyişle, kişisel verilerin korunması, özel yaşama saygı ile eşdeğer. Son yıllarda, kişisel verilerin elektronik bilgi işlem yöntemleri ile derlenmesi, kayıtların haksız olarak kullanılması riskini artırdığı gibi aynı zamanda, kişinin rızası alınmadan başkalarına açıklanmasını ve bilginin üçüncü şahıslara aktarılmasını kolaylaştırdı. Kısaca, teknolojik gelişmeler, özel yaşamın gizliliğini ihlâl etmek için elverişli bir ortam hazırladı. Sosyal ağlar ise, siber suçların gözde mekânı oldu.
melisoktug@aydin.edu.tr
(11.06.2010)
|