TGC Başkanı Turgay Olcayto için ‘Saygı’ Günü düzenlendi

Doğuş Üniversitesi, 23 Kasım’ı ‘Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto için Saygı günü’ olarak belirleyerek ilk etkinliği bu yıl gerçekleştirdi

İSTANBUL – Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto için Saygı Günü düzenledi. Başkan Olcayto’nun hayatından görüntülerin gösterildiği toplantıda katılımcılar, Olcayto ile ilgili anılarını paylaştı. Başkan Olcayto için düzenlenen saygı günü ilk olarak  “Gazeteciliğin Dünü Bugünü” başlıklı panelle başladı. Doğuş Üniversitesi Gözaçan Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen panele; TGC Başkanı Turgay Olcayto, TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı, gazeteci yazar Altan Öymen, Bizim Gazete Yazarı Fehim Üçışık, Prof. Dr. Hamide Zafer’in aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

HAMİDE ZAFER: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAK HER GEÇEN GÜN ZORLAŞIYOR

Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamide Zafer,  konuşmasında şunları dile getirdi:

“Basın çok güçlü bir erk. Tüm dünyada; yasama, yürütme, yargıdan sonra 4. güç olarak nitelendiriliyor. Etki alanının çok geniş olması nedeniyle de demokrasinin yerleşmesinde, ifade özgürlüğünün sağlanmasında son derece önemli bir fonksiyona sahip. Basının toplumda kamuoyunu oluşturma, düşünceyi yayma fonksiyonundan dolayı 4. gücün çok iyi eller tarafından kullanılması gerekiyor. Basın mensupları son derece önemli bir görev ifa ediyor.  Demokrasiye inanan bu özgürlüğe hizmet eden yaklaşımla mesleğini icra etmesi gerekiyor.  Basın özgürlüğü Anayasa ve uluslararası metinler ile koruma altına alınmış. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti,  her yıl hazırladığı basın raporlarıyla basın ve ifade özgürlüğünün durumu sergileyerek kamuoyunu aydınlatmaktadır.  Basın özgürlüğünü korumak her geçen gün zorlaşıyor. Basın özgürlüğü habere ulaşma, haberi yorumlama ve kamuoyuna ulaştırma hakkını içeriyor.  Kamuoyunun bilgilenme hakkını içeriyor. İfade özgürlüğü, hukuk açısından  son derece önemli.”

BAŞKAN OLCAYTO: TÜRKİYE’DE SENDİKALAŞMA ORANI YÜZDE 2,5

Birinci oturumun açılış konuşmasını yapan TGC Başkanı Turgay Olcayto, şunları söyledi:

“Türkiye’de demokrasinin yeşermesini bekliyoruz. Tek parti döneminden demokrasiye geçiş yaptık ama gerçek anlamda demokrasiyi yurttaşlar hiçbir dönemde yaşama fırsatı bulmadılar. Bildiğiniz gibi demokrasinin tanımlarından biri de tahammül rejimi olduğudur. Türkiye de siyasetçilerin çok seslilikten, kendilerine yönelik eleştirilerden, mizahtan, hicivden son derece rahatsız oldukları bir gerçek. Kısaca demokrasiye tahammülleri yok. Özellikle OHAL’den sonra bu durum yurttaşlar, yazar çizer açısından daha da ağırlaştı. 1961 yılında ihtilalden sonra Milli Birlik Komitesi üç önemli şeye imza attı. Basın İlan Kurumu’nun kurulması, 1961 Anayasası ve üçüncüsü ise gazetecileri koruyan 212 sayılı yasanın çıkarılması. Gazeteler bugün bile yasanın gerektirdiği ölçüde gazeteci çalıştırırlar. Onun dışında gazetecileri telifle çalıştırırlar.  Bugün Türkiye’de bir garip görünüm var. Dışarıdaki gazeteci meslektaşlarımızla konuşurken çok şaşırıyorlar. Ölçü dünyada sendikalı gazeteci oranının en az yüzde 25 olması. Bizde ise yüzde 2,5. İspanya, Almanya gibi ülkelerde bu rakamın yüzde 85’lere çıktığını söylüyorlar.”

ALTAN ÖYMEN: TÜRK BASINI HİÇ BU KADAR AĞIR ŞARTLAR ALTINDA DEĞİLDİ

Gazeteci Yazar Altan Öymen konuşmasında şu görüşleri dile getirdi:

“Basın konusu, ceza hukuku konusu haline geldi.  Ben, 1950’de gazeteciliğe başladım. Benden bir önceki kuşak, uzun süre hükümetin gazete kapatma yetkisine sahip olduğu dönemi yaşamışlar. Örneğin 2. Dünya Savaşı’nda gazetelere ‘Şunu yazın, bunu yazmayın’ gibi tebliğler giderdi.  Bunlar normal karşılanırdı. Başka demokratik ülkelerde de buna benzer şeyler vardı. 1946 yılından itibaren Türkiye demokrasiye ilk adımlarını atmaya başladı.  1946 yılında Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşısındaki parti olarak yerini aldı. 1950’de iktidar değişti. 1946-1950 yıllarında muhalefet partisi, Demokrat Parti eleştirdi. İktidara gelince de ‘görece’ olarak basını demokratik kurallar altına soktu.  Ben gazeteciliğe başladığım 1950’de basın özgürlüğüne karşı uygulamaları hissetmedim. 1953 yılından sonra iktidarın tahammülü azaldı. Değiştirdiği maddelerin bir kısmını yeniden koyarak basına kısıtlamalar getirdi. 1956’da yine bir basınla ilgili ağır bir kanun vardır.  Devlet adamlarını eleştirmek suç sayılıyordu. Onun hakkında alay hissi uyandırmak suç konusu olabiliyordu. Toplantı, yürüyüşler kısıtlandı. Türkiye’de demokrasi azaldıkça azaldı. 1960 -1972 arasında sıkıyönetime kadar basın yine kendini rahat hissetti. 83’ten sonra yine bir rahatlama oldu. Her şeye rağmen demokrasinin temel kuralları yaşamaya devam etti.  

GAZETECİNİN DELİL KARARTMA İHTİMALİ YOK

Eskiden de gazeteciler tutuklanırdı. Ama nasıl?  Kesin hüküm gelirse o zaman tutuklanabilirdi. Hapse medeni şekilde sokarlardı. Bütün gazetecileri bir araya koydukları için normal şartlar verilirdi oraya. Daktilo bile sokabilirdiniz. Ben o zaman Ankara’da görev yapıyordum. Cebeci’de gazetecilere ayrılan koğuşun adı Hilton idi. Cezaevleri şartları içinde en lüks koğuş onlarıdı. Yaptıkları işlerin önemlerinden dolayı böyleydi.  Bu şartlar altında geçirdik. Tutuklama yoktu. Ceza kesin hüküm haline gelene kadar insanlar normal hayatlarını sürdürebiliyorlardı. Tutuklamanın iki ana sebebi var. Bir tanesi kaçabilir. Bir diğeri de delilleri yok edebilir. Öyle bir ihtimal varsa tutuklarsınız. Davası normal şartlar altında görülebilirsin diye bu iki duruma dikkat edilr. Basın suçlarında delili karartmak diye bir şey mümkün değil. Delil ortada. Gazete koleksiyonunda var. Radyo, televizyonların bantları var. Delil karartmak diye bir şey basın suçlarında kesin olarak mümkün değil. Kaçması şüphesi. Kaçması en fazla güç olan insanlar gazetecilerdir. Ünlü insanların kaçıp izlerini kaybettirmeleri herkesden  daha güç. Devletin memurları var. Kontrolleri var. O açıdan bence ceza hukuku açısından tutuklanmaları en gereksiz olan ve yanlış olan basın suçları denen suçlardır. Bundan 60 yıl önce Türkiye’de basın bu kadar ağır şartlar altında değildi. Demokrasiye yeni girdiğimiz halde dünyanın birçok ülkesinde demokrasiyle yeni tanıştığı dönemde bile Türkiye’deki şartlar şimdikine göre daha ileriydi. Bu gidiş çok kötü bir gidiş. Basın hürriyeti, insanların haber alma hürriyeti ile ilgili bir şeydir. Gerçekler gizlenirse hikayeler anlatılırsa insanlar nasıl olup da Türkiye’de ne olup bittiğini doğru düzgün anlayacaklar. İnsanların oy sandığına gitmeden önce nereye oy vereceklerine karar vermeleri için önemli. Bilmeden nasıl karar vereceksiniz? Çok tecrübesiz olunan zamanlarda bile bugünkü kadar zor şartlar altına girmemiştir demokratik hayatımız.”

NİYAZİ DALYANCI: 1980 TÜRK BASININDA BİR DÖNÜM OLDU

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı, şöyle konuştu:

“Bugün artık bildiğimiz çerçeve içinde çalışan haber, fotoğraf ajansları yok. Ajansların bir özelliği de okul işlevi yapmasıydı. Ajanstan yetişen birçok kişi çalışmaktadır. Neden deneyimlilerdi? Çabuk ve kısa haberin özetini yakalamayı öğrenirler. Yorum yapmadan en kısa zamanda yazarlar. Haberin özünü kısa zamanda yazarlar. İkincisi fotoğraf çekmek zorundasınız. Eskiden filme çekilirdi. Tele foto gibi makineler vardı. Onu bilmek zorundasınız. Bütün bunları yetkinlikle öğrenip piyasaya çıktılarında gazetelerde iyi yerler tuttular. Haber ajansları bütün yayın organlarına eşit uzaklıktaydı. 1980 Türk basınında dönüm noktasıydı. Biz hepimiz bütün gazeteler Cağaloğlu’nda idi. Herkes birbirini tanırdı. 80’den sonra medya organlarının sahiplik yapısı değiştikten sonra plazalar dönemi başladı. Özel televizyonlarla birlikte televizyonlara çıkan bazı star gazeteciler oldu. Star gazeteciler bu plazalarda bir kast sistemi ortaya çıktı. Altta kalanın da canı çıktı. Sokakta muhabir olan arkadaşım asgari ücretle çalıştı. Ekranlara çıkan star arkadaşlar astronomik rakamlar aldı. Bu da meslekteki dayanışmayı kırdı. Patron sendikadan daha fazla verince notere gidip gazeteciler istifa etti. Bugün gerçekten inanılmaz bir görüntü var. Kendi meslektaşlarını ihbar ediyorlar. 2007 yılından önce görmediğimiz şeylerdi. Bundan sonra ne yapmamız gerekir? Zor da olsa bu kırılan, yıkılan gazeteciler arasındaki dayanışmayı yeniden kurmamız mücadeleye böyle devam etmemiz gerekiyor.

FEHİM ÜÇIŞIK: SPOR SAYFALARINDA FUTBOLUN DIŞINDAKİ DİĞER BRANŞLARA DA YER VERİLMELİ

Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Fehim Üçışık, şunları söyledi:

“İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi her çalışanın ailesi şerefiyle bağdaşır bir ücret alma hakkına sahip olduğunu ifade eder.  Herkesin yiyecek, tıbbı giyim gibi insanca yaşama standart hakları var. ‘İnsan haklarına saygılıyız’ diyen ülkeler, sosyal devlet, hukuk devletidir. Basında bazı şeylerde olumlu şeyler olurken olumsuz şeyler de oluyor. Basın, sporcuların hangi branşta olursa olsun adıyla soyadıyla anma konusunda başarılı oldu. Ama gazete sayfalarında ata sporu denen güreş bile yer almıyor. Dünyada bir futbol baskısı var. Futbol eşittir spor oldu. Dünyada da böyle. Böyle 90 dakikalık maçın iki bin dokuz dakikalık yorumu yapılıyor.”

SAĞLIK KONUSUNDA SANSASYONDAN KAÇINILMALI

Panelin ikinci oturumda “Spor, Sağlık, Çevre” başlığı konusu ele alındı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Fehim Üçışık’ın yaptı.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, sağlık haberciliği konusunda şunları dile getirdi:

 “Tıp, en fazla eğitim alan kişilerin olduğu bir alan olduğu için gazetecinin de soru sorabilecek bilgi birikimine sahip olması gerekir. Bizler neler yaptık?  Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneğini kurarak, meslek içi eğitim seminerleri vererek, tıp dernekleri ile işbirliği içinde sağlık haberciliğini ve geliştirmeye çalıştık. Sağlık habercisinin en önemli fonksiyonu halkın bilimsel olan bir bilgiyi anlamasını ve kullanabilir olmasını sağlamak. Gazetecilerin görevi meslek etik ilkelerine uyarak, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ni göz önüne alarak haber yapmaktır. Sağlık haberlerinde sansasyondan kaçınmalı, insanlara umutsuzluk veya sahte umut verecek yayın yapılmamalıdır. Tıbbi alandaki araştırmalar kesinleşmiş sonuç gibi yayınlanmamalıdır. İlaç tavsiyesinde mutlaka uzmanlara danışılmalıdır. Hastanelerde araştırmalar yapan, bilgi ve görüntü almaya çalışan gazeteci, kimliğini belirtmeli ve girilmesi yasak bölümlere ancak yetkilerin izniyle girilmelidir. Yetkilinin hastanın veya yakınının izni olmaksızın hastane ve benzeri kurumlarda hiçbir yolla ses ve görüntü alınmamalıdır.”

SEMİHA ÖZTÜRK: 24’E 5 KALA …

Çevre konusunda bir dergi çıkaran Semiha Öztürk ise çevrenin yeterince yer almadığını hatırlatarak şöyle konuştu:

 “Eskiden televizyonlarda çevre konulu haberler ve programlar yapılıyordu. Gazetelerde çevre sayfaları bulunuyordu. Ancak şu an gazetelerde ve televizyonlarda çevre konusunda ne yazık ki uzmanlaşmış haberci bulamıyoruz.  Oysa sağlık, eğitim gibi alanlarda uzman haberciler var. Dünya 4.6 milyar yaşında. Dünyanın oluşumundan bugüne 24 saat baz alınırsa biz son 5 dakikayı yaşıyoruz. Bu 5 dakika içinde ne kadar vahim sonuçlar doğurduğumuzu anlayabiliriz. Ciddi olarak bilinçli olarak hareket etmemiz gerekiyor. Dünyanın tek olduğunun bilincinde olmalıyız. Nasıl yok ediyoruz? Dünyada 2056 nükleer silah denemesi yapıldı. Ne kadar büyük bir yok oluşa doğru gittiğimize, bilinçlenmenin şart olduğuna dikkat çekmemiz gerekiyor.  Farkındalık sorunu var.  Bu sorunları çözmeli, uzmanlaşmış gazetecilerin sayısının artmasını sağlamalıyız.”

OLCAYTO İÇİN ÖZEL OTURUM

Seminerin son bölümünde Başkan Turgay Olcayto için özel bir oturum yapıldı. Olcayto’nun hayatından kesitlerin yer aldığı sinevizyon gösterinin ardından katılımcılar Olcayto ile ilgili anılarını anlattılar.

Prof. Dr. Fehim Üçışık, “Bir basın toplantısı düzenlenmesi için TGC’ye gittiğimde Turgay Olcayto ile tanıştım. Ardından benim iş hukuku konusunda Bizim Gazete’de yazmamı istedi.  16-17 yıldır her hafta bir yazıyorum. Turgay Olcayto’ya sağlıklı bir ömür dilerim”  dedi.

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Başkanımız Turgay Olcayto, bizim yaşamımıza dokunan kıdemli meslektaşlarımızdan. Bizim mesleğimizde abilik, ablalık kavramları önemli. Demokrat tavrını gördüm ve çok etkilendiğim isimlerden biri Turgay Olcayto. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne büyük katkı sağladı. Gençlerin çok sevdiği bir isim. Gençlerin Cemiyete katılımında etkili oldu. Kültür ve sanata tutkusuyla örnek aldığımız bir isim” dedi.

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı, “Turgay bey ile uzun yıllardır arkadaşız. Turgay Olcayto’ya, mutlu, huzurlu ve sağlıklı yıllar dilerim” diye konuştu.

 

Semiha Öztürk, “Turgay Bey ile 1989 yılında tanıştım. Üniversite öğrencisi iken TRT’de başlamıştım. Turgay abi hayatımı şekillendirmeye çok katkıda bulundu.  Bu ülkede büyümediğim için, edebiyatı bilmem için elindeki bütün kitapları bana verdi. Dünya görüşüme katkıda bulundu” dedi.

TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük, “Turgay abi ile yerel medya seminerleri kapsamında Türkiye’yi dolaşıyoruz. İnsani yanı beni hep etkiledi. İlerleyen yıllarda enerjiyi tüketmeden hayatın tadını çıkararak Nurhan ablayla olan aşklarını da yazmasını isterim” dedi.

Yasemin Arpa ise  “Turgay Olcayto, tanıdıkça daha çok sevdiğim, değerinin farkına vardığım bir meslektaşım büyüğüm. Turgay Olcayto  tanıdıkça  gözümde devleşen isimlerden. Çok mütevazi bir başkan. Uzun ömürler diliyorum” diyerek duygularını paylaştı.