Türk ve Alman gazeteciler Antalya’da bir araya geldi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ve Alman- Türk Vakfı (DTS); Türk –Alman gazetecileri bir araya getirmeye devam ediyor. Bu yıl 29’uncusu düzenlenen seminer Antalya’nın Belek ilçesinde bulunan Ela Quality Resort Hotel’de başladı. Seminerde, konusunda deneyimli gazeteciler, “Güncel siyasi ve sosyal sorunlar üzerine Türk ve Alman medya perspektifinden genel bakış” konusunu ele aldı.  Seminere; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Saymanı Gülseren Güver, TGC Yönetim Kurulu Üyesi, Ekonomi Gazeteciler Derneği Başkanı Celal Toprak,  İskenderun Ses Gazetesi Köşe Yazarı Akın Bodur,  Cumhuriyet Gazetesi Vakfı Başkanı Orhan Erinç,  Deutsche Welle Orta ve Güneydoğu Avrupa Programları TV-Koordinatörü Selma Fılıpovıc,  Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç,  NZZ İstanbul Marco Kauffmann Bossart, Agence France Press Muhabiri Fulya Özerkan,  redaktör Yvonne Prieditis katıldı.

GAZETECİLİK BÜYÜK BASKI ALTINDA

Seminer, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (TGC)  Turgay Olcayto, Konrad-Adenauer-Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS)  Dr. ColinDürkop, Antalya Vali Yardımcısı Recep Yüksel’in açılış konuşmalarıyla başladı. TGC Başkanı Turgay Olcayto toplantıda “Türkiye’de gazetecilik büyük baskı altında. Bağımsız bağlantısız gazeteciliği savunan Türkiye’nin en büyük meslek örgütü olarak bu baskılara direnen arkadaşlarımızın arkasındayız” dedi ve ekledi:

“Yasalarda özgürlükler aleyhine yapılan değişikliklere karşı durmaya çalışıyoruz. Umut etmek istiyoruz ki, seçimden sonra düşünceyi ifade özgürlüğünün engellenmediği, temel hak ve özgürlüklere saygılı olunduğu, gazeteciler arasında akreditasyon değil eşitlik gözetildiği, daha sağlıklı bir dönemle karşılaşırız. Gazetecilik yalnız Türkiye’de değil dünyada da zorlaşıyor. Halkın haber alma kanallarını açık tutmak isteyen gazeteciler, yargılanıyor, hedef alınıyor. Öldürülüyor.“

UZUN YILLARDIR YEREL MEDYAYA YÖNELİK SEMİNERLER DÜZENLİYORUZ

KAS Türkiye Temsilcisi Colin Dürkop ise yaptığı konuşmada TGC ile uzun yıllara dayanan olumlu işbirliğinin altını çizdi ve “Türkiye’de TGC ile uzun yıllardır yerel medyaya dönük seminerler düzenliyoruz. Ödüller veriyoruz. Birlikte işbirliği içinde olmaktan mutluyuz. 29. Türk Alman Semineri’ni de uzun yıllardır sürdürüyoruz” diye konuştu.

 ANTALYA RUSYA VE UKRAYNA’DAKİ SORUNLARDAN ETKİLENİYOR

 Toplantının açılışında konuşan Recep Yüksel Vali Yardımcısı ise Antalya’nın turizmindeki dengeleri ve Türkiye ekonomisine yansımalarını ele aldı. Recep Yüksel, “Antalya’da 12.5 milyon turist ağırladık. Bunun yarısı kadar da Türk ağırladık” diyerek şöyle konuştu:

“Hem uluslararası siyasi duruma duyarlılığımız var hem de komşularda olup bitene karşı duyarlılığımız var. Avrupa’daki ekonomik durgunluk bizi etkilemişti. Şimdi kısmen düzeliyor. Alman pazarında daha iyi bir durumdayız. Ocak ayından bu yana yüzde 5 artış var. Turizm bu yıl da kritik. Rusya’daki ekonomik sıkıntı, Ukrayna’daki güvenlik sorunu bizi etkiliyor, ekonomiye yansıyor. Turizm 52 alt sektörle çalışıyor. Etkilenme yalnız Antalya’yı değil Türkiye’yi de etkiliyor.”             

SEÇİM ÖNCESİNDE TÜRKİYE’NİN DENGELERİ DEĞERLENDİRİLDİ

Seminerin birinci oturumunda “Genel Seçimler öncesi Türk ve Alman Bakış açısından Türkiye”  konusu ele alındı.  Oturum başkanlığını TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük ve yayıncı Prof. Dr. Giso Deussen  üstlendi.  Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder,  “Anayasa Tartışmaları”, başlıklı konuşmasında Anayasa Mahkemesi kararlarını değerlendirdi:

 “Anayasa Mahkemesi pasif bir mahkemedir. Yüksek profilli davalarda etkilidir. Türban davası, siyasi parti kapatma davalarında etkili olmuştur. 2010 sonrasında da eğilimi bu yönde. Kritik davalarda önüne gelen paketteki küçük bir bölümü iptal ediyor.  HSYK gibi kanunlarda küçük bir kısmını iptal ediyor bütününü koruyor, denge sağlıyor. Anayasa Mahkemesi basın özgürlüğünde hassas davranıyor, Youtube ve twitter gibi yasaklara karşı ‘hayır’ dedi. “

 İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. İktisat Politikası ABD Öğr. Üyesi, Gazeteci – Yazar  Mehmet Altan, “Başkanlık Sistemi Tartışmaları”;  Le Libération Türkiye Muhabiri Ragıp Duran “Çözüm Sürecindeki Son Durum”;  Alman Büyükelçiliği Basın Müşaviri Peter Kettner,  “Alman Bakış Açısı”;  Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Doç. Dr. Şaban Kardaş, “Ortadoğu’daki güncel duruma ait ORSAM Araştırma sunumu” başlıklı konuşma yaptı.

 İÜ İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Altan konuşmasında Türkiye’nin hukuk üretmek konusunda yeryüzünün ürettiği hukuku içselleştirme konusunda sıkıntısı olduğunu belirterek şu görüşleri dile getirdi:

 TÜRKİYE BU DURUMDAN ÇIKACAK

“Almanya’da hakim tevkif edildiği bir dönem hatırlamıyorum. Uludere’de katliam var failleri yok. Cumhurbaşkanı sürekli Anayasa’yı çiğniyor. Başkanlık gündemde değil bence işsizlik var, yoksulluk var. Hukukun üretilmesi için toplum eksenli bir ülke olmalıyız. Türkiye devlet eksenli bir ülke. Hazineye bağlı gayrimenkulların oranları açıklanınca bakıyoruz İzmir ve İstanbul’daki gayrimenkulların çevreği hazineye ait. Türkiye’de bir sivil darbe olduğunu görüyorum. Başbakan Cumhurbaşkanı anayasayı çiğnerse ne olacak? Yaptırımı yok. Hakimin tevkif edilmesini sessizce geçiştirdi Türkiye. Hukuku kim uygulayacak? Başkanlık meselesi suni bir mesele. Türkiye bu durumdan çıkacak. Restorasyon dönemi yaşanacaktır. Kepek sorunu kadar özel buluyorum başkanlık tartışmasını.”

 NADİR BİR SORUN

Le Libération Türkiye Muhabiri Ragıp Duran ise “Çözüm Sürecindeki Son Durum”; konulu konuşmasında Türkiye’nin Kürt meselesini Kıbrıs meselesindeki gibi çözümsüzlükle yönetmeye çalıştığına dikkat çekti. Kürt meselesinin nadir bir sorun olduğunu belirten Ragıp Duran konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

 “Kürt meselesi 4 devleti doğrudan ilgilendiriyor. İran, Irak, Suriye, Türkiye. Dolaylı olarak da Amerika, Rusya ve İsraili’de ilgilendiriyor. PKK 1984 yılında silahlı mücadeleye başlıyor. 200 kişiler. Şu anda 17 bine yakın PKK’lı var. Temel mesele Kürtlerin haklarının yasal ve Anayasal çerçevede tanımlanması ve  verilmesi. Kürtler temel hak olarak kendilerinin tanınmasını istiyorlar. 1925 yılında bu yana Cumhuriyet ulus devlet tezini savunuyor. Çözüm sürecinin hukuksal zemini yok. Süreç hukuksal değil kişilere bağlı. Ortak metin yok. PKK silah bırakmayacak, silah bırakınca ezilir. İktidar ise kamu güvenliği  adına rahatsız. Ama bu konu şiddetle bu iş çözülemeyecek iki taraf da aynı fikirde.”

 SINIR GÜVENLİĞİ SORUNU VAR

Toplantıda Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Doç. Dr. Şaban Kardaş, “Ortadoğu’daki güncel duruma ait ORSAM Araştırma sunumu” başlıklı konuşmasında sınırlar konusuna dikkat çekti. Konuşmasında sınırların sorgulandığına işaret eden Dr. Şaban Kardaş, “Sınır güvenliği sorunu var. Suç unsurları da sınırlardan geçiyor. Bölgelerdeki devletlerin parçalanma ihtimali var. Yeni bağımsız devletler çıkmayacak. Mevcut devletlerin iç yapısı yeni bir düzenlemeye tabi olacak gibi görünüyor.

“Devlet altı kurumlar güçleniyor. Bu da sınırların aşılması ile ele alınacak bir konu. Etnik, dini yapılar üzerinden siyaset şekilleniyor. Bu gelişmeler devlet yapılarını zayıflatıyor. Sosyo ekonomik dönüşüm ihtiyacı ile güvenlik ihtiyacı arasındaki ilişki fasit daireye dönmüş durumda. Ortadoğu fasit daire içinde. Buradan çıkış mümkün görünmüyor yakın vadede. Ortadoğu geride kalmış bir bölge. Güvenliği sağlayan aktörler gönülsüz hale geliyor. Bölgesel istikrarsızlık buna bağlı olarak ağırlaşıyor.”

 

ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELERİN KISA VE UZUN VADEDEKİ ETKİLERİ TARTIŞILDI

Seminerin ikinci oturumunda “Orta Doğu’daki Gelişmelerin Komşu Ülkelere ve Dünya’ya Etkileri” konusu tartışıldı. Oturumunun başkanlığını,   Stuttgarter Nachrichten Baş Redaktör Yrd.  Wolfgang Molitor ve Hürriyet.com.tr Ankara Temsilcisi Zeynep Gürcanlı Ürektürk  yaptı. 

 Bu oturumda Al Monitor, Hürriyet Daily News, Cumhuriyet Yazarı Semih İdiz, Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı Kadri Gürsel,  DieWelt Dış Politika Birimi Md. Dietrich Alexander; yazar, Ortadoğu Uzmanı  Michael Lüders söz aldı. Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan  “Türkiye Kamuoyunda Almanya Algısı Araştırması” konusu hakkında bilgi verdi.

 

BÖLGEDEKİ EN ÖNEMLİ GELİŞME IŞİD’İN YÜKSELMESİ

 Milliyet Köşe Yazarı Kadri Gürsel, Suriye, Irak ve bölge kriziyle ilgili olarak en önemli gelişmenin IŞİD’in yükselmesi olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“IŞİD siyasi denkleme uzun süre kalıcı olacak şekilde girdi. İran ve ABD arasında nükleer anlaşma umudu doğdu. Suudi Arabistan’da yeni bir kral göreve geldi. Şimdi bölgede yeni bir ittifak var. Eski ittifak kendini yeniden tanımladı. Bölgesel Sünni ittifakı oluştu. Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ittifakı Suriye’de rejimin aleyhine sonuçlar yarattı. Esad rejimi geriliyor. Suriye rejimi çökerse Türkiye iktidarda Erdoğan olsun ya da olmasın IŞİD ile karşı karşıya kalacaktır. IŞİD Türkiye’nin politikası sonucu güçlenmiş ve Musul’u almıştır. Bundan sonra sınır güvenliğinin nasıl sağlanacağı muammadır.”

 

MEDYADA ÇEŞİTLİLİK KILAVUZU’NDA MÜLTECİLER KONUSUNA DA IŞIK TUTULUYOR

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Genel Gazetecilik ABD’den Prof. Dr. Mine Gencel Bek, konuşmasında şunları söyledi:

 “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile yaptığımız ‘Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nda etik ilkeler geliştirmiş, mülteci ve göçmenler konusuna da değinmiştik.Kılavuza İngilizce de erişilebilir. Benim için sosyolojik bir gerçeklik olarak önemli.  Pek çok alana ve boyuta tekabül ediyor göç, mültecilik meselesi. Ama benim kökenim iletişim, gazetecilik. Dolayısıyla raporlarda medya ve yerel medya konusuna da bakmışlar mı çok merak ediyorum. Yakın zamanda bir rapor okudum, henüz kamuoyuna teslim edilmedi. Görüşüm istendi. Orada yerel medyadaki mültecilerin temsiliyle ilgili Türkiye’de bir araştırma yapılmış. Antep, Hatay, Urfa yerel basınında, gerçekten nefret söylemiyle adlandırılabilecek bir temsilin olduğunu görüyoruz. Hem haberlerdeki nefret söylemini ortaya koymak, hem de buradaki gazeteci arkadaşlarla acilen bir eğitim, atölye çalışması yapılması gerektiğini düşünüyorum. 2 yıla yakındır yurt dışındaydım. Döndüğümde gördüm. Mültecileri ve gerçekten şok ediciydi. Ankara’da yaşamam rağmen çok büyük bir nüfus var. Sokaklarda çocukları görüyorsunuz dilenen. Çevremdeki pek çok insanın da ne kadar hoşgörüsüz olduğunu şaşarak gördüm”

MURAT ERDOĞAN: TÜRKİYE DÜNYADA EN FAZLA MÜLTECİ BARINDIRAN ÜLKE HALİNE GELDİ

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan “HUGO Araştırması: Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler: Toplumsal Kabul ve Uyum” başlıklı konuşmasında şunları söyledi:

“Tabloyu ortaya çıkarabilmek için çok katmanlı bir araştırma yaptık. Öncelikle Türkiye’deki Suriyeliler konusu sadece bölge sorunu değil, bütün Türkiye’nin konusu. Altı tane il belirledik, üçünü bölgeden üçünü de bölge dışından. Buralarda hem Türklerle hem de Suriyelilerle derinlemesine mülakatlar gerçekleştirdik. Bu araştırmamızın bir boyutuydu. İkinci boyut, bütün Türkiye çapında bir kamuoyu araştırmasıyla Türkiye’deki Suriyeliler algısını anlamaya çalıştık. 3. boyut; hem yerel hem genel medyada Suriye algısı nedir ile ilgili bir algı çalışması yapmaya çalıştık. STK analiz yapmaya çalıştık. Şu an Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin verdiği rakamlara göre;  dünyada 4 milyon civarında ülkesini terk etmek zorunda kalmış Suriyeli var. Bunlar kayıtlılar, bu rakama eklenebilecek kayıtlı olmayan yaklaşık 1 milyona yakın insanın olduğunu da herkes biliyor. Bu sayıların  dağılımında; Türkiye birinci sırada. Hatta Türkiye, Şubat ayında yine Birleşmiş Milletler’in açıkladığı rapora göre;  şu anda dünyada en fazla mülteciyi barındıran ülke haline geldi.

80 BİN NÜFUSA SAHİP OSMANİYE'DE, 25 BİN SURİYELİ BULUNUYOR

Türkiye’nin Şanlıurfa’sı tek başına 500 bin kişiyi konuk eden, öyle sanıyorum dünyada en fazla mülteci barındıran kent durumunda. İstanbul’da 330 bin Suriyeli var. Bu rakamlar, dünya tarihinin gördüğü olağanüstü rakamlar. Türkiye’de 1 milyon 758 bin Suriyeli yaşıyor. Bu sayı, kayıtlı olanların sayısı. 25 kamp var 10 ilde. Kamplar tıklım tıklım durumunda. 18 yaş altındakileri yüzde 55’in üzerinde. Çocuk ve gençlerden oluşan olağanüstü bir sayı var. Okul çağında olanların sayısı 600 binin üzerinde. 80 bin nüfusa sahip Osmaniye'de, toplam 25 bin Suriyeli bulunuyor. Kilis'te de benzer bir durum var; Nüfusu 128 bin olan Kilis'te 86 bin Suriyeli yaşıyor. Türkiye’yi Lübnan, Ürdün, Irak Mısır takip ediyor.  Türkiye yüzde 42 ile ülkesi dışındaki yaşamak durumunda kalan Suriyelileri konuk eden ülke durumunda. Bu sayı artıyor. BM’nin tahminine göre bu sayı sene sonunda Türkiye’deki sayı 2,5 milyona çıkacak. İnsani yük paylaşımı konusunda olağanüstü dramatik bir durum yaşıyoruz. Krizin yükü tamamen komşu ülkelere kalmış durumunda. Dünyada yaşanan en ciddi insani krizlerden bir tanesi yaşanıyor.  Biz Türkiye’de bunun çok da farkında olduğumuzu sanmıyorum. Türkiye 5,5 milyar dolar Suriyeliler için harcandığı belirtiliyor.6 milyon poliklinik hizmeti verilmiş Suriyelilere.

MEDYA KONUNUN CİDDİYETİNİN FARKINDA DEĞİL

Kamuoyu araştırmamızın sonuçlarına göre;  Türkiye toplumunun yüzde 42.1'i Suriyelileri "zulümden kaçanlar", yüzde 20.8'i "ülkemizin misafirleri", yüzde 20.1'i "bize yük olan insanlar", yüzde 12.1'i "din kardeşlerimiz", yüzde 5.9'u ise "asalaklar-dilenciler" olarak görüyor. Medya konusunda 56 yerel, 21 ulusal medya taraması gerçekleştirmeye web üzerinden çalıştık. Medya, hala bu konunun ne kadar ciddi ve kapsamlı bir olay olduğunun farkında değil. Çıkan bir olaydan, yangın, anlaşmazlıktan kaynaklanan bir haberler üzerine yoğunlaşıyor. Bu konunu ne kadar dev bir konu olduğunu çok farkında değil. Yerel medyada nefret söylemi olarak ifade edebileceğimiz dünya kadar olay var.”

MÜLTECİLER ‘DÜKKAN EVLER’DE YAŞIYORLAR

İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Kurucu Üyesi (IGAM) Fikret Hassa,  yaptıkları araştırmalar hakkında bilgi verdi. Hassa, şunları dile getirdi: 

“Suriye’den gelen mültecilerin çoğu ‘varoş’ diye tabir ettiğimiz o kentlerin yapısı içinde bile çok zor askeri ücretin altında yaşam mücadelesi veren toplumunun arasına entegre edilmek durumunda kalıyorlar. Hatta onlardan daha kötü olarak da ‘dükkan ev’ diye bileceğimiz sanayi sitelerinde beton sütunların üzerine bir iki kat çıkılmış, terk edilmiş yapılara 10  - 8 kişilik aileler o duvarların arasına perde çekerek çocuklarıyla yaşam sergiliyorlar. Yüz binlerce Suriyelilerin son derece zor şartlar altında yaşadığını fotoğrafladık. Ağır yaşam koşulları nedeniyle daha fazla Suriyelinin yaşam şartlarını iyileştirme adına tehlikeye atarak illegal yollardan üçüncü ülkelere sığınma arzusu ve isteği içinde olduklarını da mülakatlar ve sivil toplum örgütü yöneticilerinin verdiği bilgilerle saptadık. Sivil toplum örgütlerinin daha çok bireysel çabalarla yara sarmaya çalıştığını gözlemledik. Mültecilerin özellikle kadın, yaşlı, çocuk, engelli sıfatlarıyla karşılaştıkları özel sorunların giderilmesine yönelik faaliyetlerin de minimal düzeyde yürütüldüğünü görmekteyiz. Sınır dışı edilme korkuları var. Ayrımcılık söz konusu.Psikolojik problemler gibi uzmanlık isteyen konularda sivil toplum örgütlerinin donanımlı olmadıklarını tespit ettik. Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin birbirlerinden ilkesel olarak ayrıştıklarını faaliyetlerini de birbirilerinden habersiz olarak yürüttükleri sonucuna vardık. Bilgi paylaşımı, kaynakları bir araya getirme konusunda koordinasyon eksikliği içindeler. İnsani yardım faaliyetlerinin önündeki engellerin kaldırılması, konunun tamamen siyaset dışı ve insanı olarak ele alınması, uzun yıllar Türkiye’de yaşayacağı kesinleşen bu insanların ülkemizin özellikle sosyal devlet olgusuyla orantılı yardım elinin uzatılmasını da acil bir sorumluluk olarak önümüzde durduğunu görmekteyiz.”

DEMOKRASİNİN ÖLÇÜTÜ MÜLTECİLERE DAVRANIŞLA BELİRLENİR

Gazeteci ve İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı (IGAM) Metin Çorabatır, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

“Bir ülkede demokrasinin ölçütü, bazılarına göre mültecilere davranışıyla belirlenir. Türkiye’nin coğrafi konumu gereği göç alan, göç veren transit bir ülke niteliği taşıyan bir ülke. Birçok insan geldi, gitti ve geçiş yaptı. Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kadar Suriyeli var, Suriyelilerin dışında da 250 bin kadar Suriye dışı başka ülke vatandaşı mülteci var. 2011 Nisan ayından itibaren Suriye kriziyle karşılaşmaya başladık. Önce küçük gruplar halinde Hatay’a geçmeye başladılar, giderek sayı artmaya başladı. Sınırları açık tutacağını, her türlü yardımı yapacağını söylemişti. Kamplar kurdu, kamplarla bu krize yanıt vermeye çalıştı. Yabancı yardımı istemeyeceğini ilan etti. Hiçbir şekilde sivil toplum, uluslararası örgütlere yeşil ışık yakmadı. Kendi imkanlarıyla bu işi çözeceğim dedi.  Fakat bunu yaparken de sessiz sedasız kent nüfusu büyüdü. Her gün artan sayıya karşı birer kamp kurmaya başladı. Fakat birçok insan kampta yaşamak istemedi. Bazıları Avrupa’ya gitmek istedi. Şu an da kentli mülteci sorunuyla karşı karşıyayız. Ne yapılması gerekiyor?  Yeni bir yasaya ihtiyacımız var. Coğrafi kısıtlamanın kaldırılması ve Cenevre sözleşmesinin tam olarak uygulanmasını öngörmeli.”

SEMİNER, 4. OTURUMLA SONA ERDİ

Seminerin dördüncü oturumunda toplantının genel bir değerlendirilmesi yapıldı. Bu oturumda “Ukrayna Krizi – Dünya yeni bir Soğuk Savaş Dönemine mi sürükleniyor?” konusu işlendi. Oturumun başkanlığını Hürriyet Almanya Temsilcisi  Ahmet Külahçı ile Hürriyet Daily News Köşe Yazarı Yusuf Kanlı yaptı.  Oturumda, Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Prof. Dr. İlter Turan, Stiftung Wissenschaftund Politik (SWP) Dipl. Pol. Steffen Halling söz aldı. Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Prof. Dr. İlter Turan, dünya hakkında bilgi verdi. Turan, “Soğuk savaş ile karşı karşıya değiliz ama savaş olasılığıyla karşı karşıya bulunduğumuzu, her ne kadar böyle bir olasılığı düşünmeyi istemesek de ben düşünüyorum” dedi.