TGC KAS 76. Yerel Gazetecilik Semineri İzmir’de yapıldı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Konrad Adenauer Stiftung ile ortaklaşa düzenlediği Yerel Medya Projesi çerçevesinde hayata geçirilen eğitim seminerlerinin 76.'sı İzmir’de yapıldı.Toplantıda gazetecilerin sorunları tartışıldı.
 
İZMİR- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung’un (KAS) ortaklaşa düzenlediği 76’ncı Yerel Gazetecilik ve Meslek İçi Eğitim Semineri;  İzmir, Manisa, Aydın il ve ilçelerinden çok sayıda gazetecinin katılımıyla gerçekleştirildi. Bugüne kadar 8 bine yakın gazetecinin sertifika aldığı seminerlerde yerel ve yaygın medyanın sorunları ele alınıyor.


İzmir Hilton Otel’de düzenlenen 76. seminere Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, Başkan Vekili Vahap Munyar, Başkan Yardımcısı Recep Yaşar, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Niyazi Dalyancı, Yönetim Kurulu Üyeleri Celal Toprak ve İhsan Yılmaz ile TGS Başkanı Uğur Güç, TGS İzmir Şubesi Başkanı Halil Üner, Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Semra Şener, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Murat Attila’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci katıldı.

ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLER ANILDI

Tören, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşları, basın emekçileri ve basın şehitleri için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Sunuculuğunu TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş üstlendiği seminerin açılış konuşmalarını; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, Konrad-Adenauer-Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS) Dr. Colin Dürkop yaptı.

BAŞKAN OLCAYTO: GAZETECİLER ARASINDA EŞİTLİK ORTADAN KALKIYOR

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto,  şunları söyledi:

“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bağımsız, bağlantısız bir meslek kuruluşudur. Sadece mesleğin sorunları bizi ilgilendiriyor. Mesleğimize karşı yapılan haksızlıklar, hak ihlalleri bizi ilgilendiriyor. İktidarın bir takım eylemlerine karşı açıklama yapmaktan yorulduk. Sürekli savunma durumunda kalıyoruz. Kendileriyle görüştüğümüz zaman söylüyoruz;  anlayışla karşılıyorlar. Ama arkasından bakıyorsunuz tam tersi bir uygulama başlıyor. 4 Aralık’ta Basın Kartları Komisyonu toplandı. Basın Kartları Komisyonu’nun da başkanlığını yürütüyorum. O günden bugüne hala Basın Kartları Komisyonu’nun sürekli basın kartları için verdiği karar uygulanmadı. Sosyal medyada engellemeler var. Akreditasyon sansürü var. Gazeteciler arasında eşitlik ortadan kalkıyor. Muhalif gazetelerinin üzerinde büyük bir baskı var. Örneğin Birgün Gazetesi’ne 20 dava açıldı. Cumhuriyet’in yazarlarına dava açıldı. Halkın gerçekleri öğrenme, bilgi edinme hakkını engellemeye çalışan bir ortam var.  İktidar kendine göre tek tip gazeteci istiyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde demokrasilerde böyle bir uygulama mümkün değil. Bu sorunların demokrasiye yakışır şekilde çözümlenmesini istiyoruz.”

COLİN DURKOP:  BARIŞ VE ÖZGÜRLÜĞÜN GÜÇLENMESİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ

Konrad-Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS) Dr. Colin Dürkop, konuşmasına KAS ile bilgi vererek başladı. Dürkop, şunları dile getirdi:

“Konrad Adenauer Stiftung Derneği, 1964 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ilk Şansölyesi (Başbakanı) adına kurulmuş bir dernektir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın yeniden inşası için çeşitli çalışmalarda bulunmuş olan KAS’ın ilkeleri ışığında dünyada barış, özgürlük, hak ve adaletin yerleşmesi ve güçlenmesi için çeşitli çalışmalar yapmaktayız. Dünyada 80 ülkede toplam 120 proje yürütmekteyiz. Türkiye’de de faaliyetlerimize 1983 yılında başladık. Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye Belediyeler Birliği ve TOSYÖV ile yürütülen çalışmaların yanı sıra 1998 yılında da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile medya projesini başlattık. Bu işbirliği 20 yıldır bu güzel işbirliği devam etmektedir. Medya halkın sesi olmalı ve o sesi tüm ülkeye duyurmalıdırlar. İşte o zaman demokrasilerin güçlenmesi için açılan kapıdan içeri girerler. İşte bunun için yerel gazeteciliğin güçlenmesine destek olmalıyız.”

CELAL TOPRAK: GAZETECİ MESLEKTAŞININ YAYININI ENGELLEYİCİ DAVRANIŞLARDA BULUNMAMALIDIR

Açılış konuşmalarının ardından birinci oturuma geçildi. İlk oturumun moderatörlüğünü moderatörlüğünü EGD Başkanı Celal Toprak yaptı. Toprak, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin önemine vurgu yaparak konuşmasına başladı.  Toprak, “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından hazırlanan, çok değerli meslektaşlarımız katkı verdiği bir bildirgedir. Gazeteciler olarak, bir sıkıntı meydana geldiğinde nasıl davranmamız gerektiğini soruyoruz. İşte bu soruların bütün cevapları bu bildirgede yer alıyor. Çok önemli şeyler var. Sanki bugünkü sıkıntılar düşünülmüş ve o sıkıntılar doğrultusunda hazırlanılmış gibi. Örneğin gazeteci, rekabet nedeniyle de olsa, bir başka gazeteciye bilinçli ve açık, mesleki zarar vermekten kaçınmalıdır. Bir meslektaşının yayınını engelleyici davranışlarda bulunmamalıdır.”

GENEL SEKRETER SİBEL GÜNEŞ: GAZETECİLER DAYANIŞMA İÇİNDE OLMALI

Oturumda;  TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş “Gazetecilikte Örgütlenme”; başlıklı yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

“Gazetecilerin örgütlenmesi, hiç olmadığı kadar hepimizin gündeminde. Son olarak; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin toplantısında gazetecilere ayrılan yere iş adamları oturtuldu. Gazeteciler, kendilerine ayrılan yerlerden iş adamlarının kalkmasını istediğinde ortaya hoş olmayan görüntüler çıktı. Gazetecilere hakaret edildi, gazeteciler toplantıyı terk etti. Gazetecilerin, geçmişte onurlu duruşlar olurdu. Tek bir meslektaşımıza en ufak bir saygısızlık yapıldığında toplu tavır alınırdı. Toplu olarak fotoğraf makineleri bırakılırdı. Haber müdürleri, ‘Niye haberi yapmadınız?’ diye size fırça çekmezdi. İzmir’deki olay bu açıdan önemliydi. 2010- 2015 yılları arası gazetecilik açısından zorlu bir dönemdi. Gazeteciler binlerce davada yargılandı. 300’e yakın gazeteci cezaevine girdi, çıktı. 1-7 yıl arasında değişen hapis cezaları aldılar. Sadece 17- 25 Aralık sürecinde; 70 gazeteciye 120 dava açıldı. Gazeteciler, gazeteler; maddi manevi tazminat davalarıyla uğraşır durumda. Her yıl ortalama 1000 gazeteci işsiz kaldı. Sistematik olarak bir gazeteci kırımı söz konusu oldu. Yayın yasakları ve akreditasyon sürekli yaşandı. Yayın yasakları nedeniyle; gerçekleri ne bizler ne de vatandaş biliyor. Son olarak savcının şehit edilmesinde gazeteciler teröristlikle suçlandı. Ama güvenlik zafiyetine neden olanlarla ilgili bir soruşturma yapılacağını yetkili ağızlardan duymadık. Basın İş Yasası’nı değiştirme çabaları var. Gazeteci hem patron hem de iktidar karşısında bir kez daha güçsüzleştirilmek isteniyor.”

NİYAZİ DALYANCI: GAZETECİ HABERE MÜDAHALE EDEMEZ

Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Niyazi Dalyancı, “Medya-Siyaset İlişkisi” başlıklı konuşmasına “Basın neden dördüncü kuvvet?” sorusuna yanıt verdi. Dalyancı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İngiltere’de 18. yüzyılın sonunda parlamentoya ilk kez gazetecilerin alınması üzerine söylenen bir söz olarak bilinir. Edmund Burke adında bir İngiliz parlamenter basın locasına işaret ederek, ‘Artık ülkede bir dördüncü kuvvet var’ der. Demokratik sistemde ülkeleri yöneten; yasama, yürütme, yargı erklerinin işlerini doğru dürüst yapıp yapmadıklarını izleyecek olan dördüncü kuvvet yani basındır. Bundan amaç, halkın doğru seçim yapabilmesi için kendisini yönetenler hakkında doğru bilgi edinmesidir.”

“Kendi mesleğimizin geçmişiyle de yüzleşelim. Acaba medyamız, ‘güçsüzlerin medyası mı oldu, güçlülerin sesini mi yansıttı?” diyen Dalyancı, tarihten günümüze basında yer alan haberlerle medya ve siyaset ilişkisini anlattı. Dalyancı, “Siyasetin habere verdiği zararlar var. Haberler, siyasi amaçlarla çarptırılabiliyor. Eğilip bükülebiliyor. Elimizi siyaset tuttuğu zaman biz haber veremiyoruz. Gazetecinin görevi halkı bilgilendirmek, aydınlatmak ise gazeteci bir haberi her yönüyle vermeli. Gazeteci, habere müdahale edemez. Haberi, gerçekleri karartmamalıyız. Olumlu yanlar da olumsuz yanlar da kamuoyuyla paylaşmalı. Unutmamalıyız, gerçekler elinde sonunda ortaya çıkar” diye konuştu.

GÖKHAN KÜÇÜK: GAZETECİLİĞİN ÖZÜ DOĞRU HABER VERMEKTİR

TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük, “Haber ve Hukuk” başlıklı sunumunda şu konulara dikkat çekti:

“İfade özgürlüğü, demokratik toplumun esaslı temellerinden birini oluşturur. Sadece lehte olduğu kabul edilen, zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen haber ve düşünceleri için değil ama ayrıca devlet ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan çarpıcı gelen/şok eden ya da rahatsız eden haber ve düşünceler içinde uygulanır. Basın söz konusu olduğunda bu ilkeler özel bir önem kazanır. Bu tür haber ve düşünceleri vermek basın yayın kuruluşları için sadece bir görev değildir. Halkın bu haber ve düşünceleri edinme hakkı vardır. Basın özgürlüğü, anayasal güvence altına alınmıştır. Peki, gazeteci haberlerini yaparken nelere dikkat etmeli? Haberin gerçeğe uygun olması, güncel olması, haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif ) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden, özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa, hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır. Bir gazeteci haberini verirken; bir kimseyi katillikle, hırsızlıkla, zimmetine para geçirmekle, rüşvet almakla rüşvet vermekle, bir şirketin ticari işlerinde kirli paralar kullanmakla itham ederse bu hukuksal onur ve saygınlığa saldırı olarak değerlendirilebilir.”

SEMİNER İKİNCİ OTURUMLA DEVAM ETTİ

2 . oturumun moderatörlüğünü TGC Başkan Vekili Vahap Munyar üslendi. Oturumda, Dünya Gazetesi Yazarı Ali Ekber Yıldırım “Ekonomi Haberciliği”;  Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Gencel Bek “Yerel Medya ve Toplum”; Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Uğur Güç “Basın Sektöründe Sendikacılık” konusunu anlattı.

MEDYANIN TARIM KONUSUNDA DAHA ÇOK BİLGİLENMESİ, BİLGİLENDİRİLMESİ GEREKİYOR

Dünya Gazetesi Yazarı Ali Ekber Yıldırım “Ekonomi Haberciliği”  başlıklı konuşmasında şunları dile getirdi:

“İzmir, ekonomi gazeteciliği açısından çok önemli bir kent. İlk çıkan ekonomi gazetelerinden Rapor burada yayınlandı.Ticaret, Yeni Ekonomi, Gözlem, Ekonomik Çözüm gazeteleri, Ege’de ekonomi gazeteciliğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Dünyada tarım bu coğrafyada başladı. İklimi, toprağı ve doğal kaynakları ile tarım potansiyeli çok yüksek. Birkaç tropikal ürün dışında her şey yetişiyor. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 3 milyon çiftçi var. Tarımsal hasıla bakımından Türkiye, Avrupa’da lider, dünyada 7. Sırada Tarım ürünleri ihracatı 18.6 milyar dolar,ithalatı 18 milyar 58 milyon dolar. Nüfusun yüzde 35’i, istihdamın yüzde 21’i tarımda. 2014 yılında 45.8 milyar lira kredi kullanan bir sektördür tarım sektörü.

Dünya haftada bir gün tarım sayfası yayınlıyor. Gazeteler daha çok tarım haberine yer veriyor. Tarım konusunda yayın yapan tematik kanallar var. Çok sayıda tarım dergisi var. Tarım fuarları çok yaygın hale geldi. Dergiler fuar odaklı hazırlanıyor. Son dönemde bir çok gazete tarıma önem veriyor, özel ilaveler hazırlanıyor,  haberler yer buluyor. Her gazetede bir tarım gazetecisi olsa Türkiye’nin de tarım da yeri çok farklı olurdu. Genelde yaygın medyanın tarıma bakışı felaket haberciliği üzerine kurulu. Sel, kuraklık, çiftçinin hapse girmesi, aşırı fiyat artışı, ihraç ürünlerinin geri dönmesi vb konular ağırlıklı olarak haberlere konu oluyor. Özellikle görsel medyada taklitçilik egemen. Bir televizyon kanalı tarım haberi yaptığında, hepsi yapmaya başlar. Medyanın tarım konusunda daha çok bilgilenmesi, bilgilendirilmesi gerekiyor. Türkiye’de sektörde büyük bir değişim yaşanıyor. Küçük çiftçilik tasfiye ediliyor, sektör dışından yatırımcıların sayısı artıyor. Bu gelişmeler tarım gazeteciliğinin önemini artırıyor.

MEDYA YEREL YÖNETİCİ İLE VATANDAŞ ARASINDA KÖPRÜ KURMALI

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Gencel Bek “Yerel Medya ve Toplum” başlıklı konuşmasında şunları söyledi:

“Yerel medya, çok önemli. Daha demokratik bir medya olması için neler olması gerekiyor? Yerel, yapılan araştırmalarda hep en merak edilen olmuş. Çünkü insanlar yakın çevresinde olanları çok daha fazla merak ediyor. İnsan kendi doğduğu, büyüdüğü coğrafyaya daha duyarlı oluyor. O yüzden çevrenizi haberleştirin. Yerel gazeteler, kentli olma bilinci ile yerel politika arasında köprü kuruyor. Yerel politika çok geniş bir alan ve hayatımızı doğrudan ilgilendiriyor. Ulaşım, güvenlik, kültür de yerel medyanın çalışma alanları. Bu konularda vatandaş adına yerel yöneticilere soru sormalılar. Medya, onların arasında bir diyaloğa aracı olmalılar. Yurttaşına sormadan bazı simgelerin yaşadığım şehre yerleştirildiğini görüyoruz. Bu simgeleri kimse sordu mu? ‘İzmir’de nazar boncuğu ne zamandan beri var?’ sorusunu sordunuz mu? ‘Kaldırımların engelli vatandaşlara göre düzenlenmiş mi?’ araştırdınız mı? İşte bu konuları da medya içermeli. Bu konularda çalışan birçok sivil toplum kuruluşu var. Gazetecilerin, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla daha detaylı araştırmalar yapması mümkün. Çift yönlü iletişim çok önemli. Onlardan haber isteyebilirsiniz, fotoğraf isteyebilirsiniz. Örgütlenme çok önemli. Daha yatay bir örgütlenmeyi mümkün kılmak önemli.”

TGC BAŞKANI UĞUR GÜÇ: GAZETECİ DE İŞÇİDİR

Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Uğur Güç “Basın Sektöründe Sendikacılık” başlıklı konuşmasında şunları dile getirdi:

“Bir gazetenin çıkması için ekonomik zorluklar en büyük etkenlerden birisi. Habere ulaşmak her zaman pahalı olmuştur. Özel haber yapmak pahalı olmuştur. Patronlar ajans muhabirliğini tercih etmiştir. Ankara bürolarının kapatılması da bunun göstergelerindendir. Bugün birkaç gazete dışında işçi ve emek sayfası yapan gazete yok. Grevleri hiçbir yerde göremiyoruz. Bu da örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biridir. Gazeteciler, kendilerini işçi olarak görmeyebiliyor. Halbuki patrondan maaş alıyorsan işçisindir. Şahsi sözleşmeler birlikteliği de bitirince örgütlülük de gerilemiştir. Biz farklı bir anlayışla sendikacılığa yaklaşıyoruz. İşsizlik olmasına rağmen biz sendika olarak hala barajın üzerindeyiz. Bu demek oluyor ki, sadece sendikalı gazeteciler işten çıkarılmıyor. Sendikanın getireceği yararlar nedir? 212’nin getirdiği avantajları toplu sözleşmelerle hatta daha iyi şartları sağlamaya çalışıyoruz. Keşke her yerde toplu sözleşme imzalasak. Keşke gazeteciler kendilerini daha güvende hissetse… Bugün izin günleri, peşin maaş, prim gibi sosyal haklardan gazeteciler mahrum kalıyor.  Gelin hep birlikte sorunlarımıza çözüm arayalım. Örgütlenelim.”

Seminerin üçüncü oturumunda TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve A Haber Şef Editörü İhsan Yılmaz “Televizyon Haberciliği”; TGC Başkan Yardımcısı Dr. Recep Yaşar  “Medyada Nefret Söylemi”, Gazeteci, Ressam ve Sanat Tarihçisi Gürol Sözen, “Kent ve Sanat”  başlıklı birer konuşma yaptı. Oturumun moderatörlüğünü TGC Ankara Temsilcisi Taylan Erten üstlendi.

İHSAN YILMAZ: MUHABİR, YARGI İÇEREN, PEŞİN HÜKÜMLÜ SUÇLAYICI İFADELERLE SORU SORMAMALI

TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve A Haber Şef Editörü İhsan Yılmaz “Televizyon Haberciliği” başlıklı konuşmasında şunları dile getirdi:

“Türkiye’de onlarca haber kanalı var. Görüntülü haberde yerel muhabirlere çok ihtiyaç var. Yerel basın çalışanları, görüntülü haber konusunda kendisini yetiştirmelidir. Peki muhabir nelere dikkat etmeli? Muhabir, kıyafeti başta olmak üzere görünümüne özen göstermeli. Televizyon haberinde görüntü en az haberin kendisi kadar önemlidir. TV muhabiri dış tepkilere karşı hazırlıklı olmalı ve olasılıkları önceden hesaplamalı. Canlı yayına iyi hazırlanmalı, ezber yerine belli hatırlatıcı kelimeleri not alarak, yayınını sakin anlaşılır bir dille yapmalı. Dikkat çekici hareket ve mimiklerden kaçınmalı. Televizyon haberciliğinde hız önemlidir. Haber ve görüntü en kısa sürede merkeze ulaştırılmalı. Özellikle toplumsal olaylarda baskı altında sakin kalabilmeli. Bunun yanında yapılmaması gerekenler de var. Muhabir, yargı içeren, peşin hükümlü suçlayıcı ifadelerle soru sormamalı. Şüphelileri tahrik edecek sorular da yöneltmemeli. Muhabir, olayı olduğu gibi aktarmalı, provoke edici soru ve davranışlarıyla haberin konusu olmamalı. Muhabir toplumsal olayları kullanırken de üslubuna dikkat etmelidir. Muhabirler, etik kurallara uymalı ve kurgu haberden uzak durmalı.”

RECEP YAŞAR: MAĞDUR DEĞİL FAİL TEŞHİR EDİLMELİ

TGC Başkan Yardımcısı Dr. Recep Yaşar,  “Medyada Nefret Söylemi”  başlıklı sunumunda Nefret Söyleminin tanımından nefret söylemini doğuran sebeplere, kadar pek çok konuyu örneklerle  açıkladı. Yaşar, şunları dile getirdi:

“Nefret söylemi; yayınlarda, taraflı, önyargılı ve ayrımcı bir dil kullanmaktır. Özellikle manşetler ve haber başlıklarında ırkçı ve ayrımcı dil kullanılmasıdır. Bu noktada gazetecilere önemli görevler düşüyor. Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapmamalıdır. Gazeteciler, haber yaparken cinsiyet ayrımcılığına dayalı şiddeti hiçbir biçimde meşru göstermemeli, şiddetin toplumsal düzlemdeki önemini azaltacak sansasyonel kullanımlardan ve mizah malzemesine dönüştürme eğilimlerinden uzak durmalıdır. Mağduru küçük düşürücü durumlarda gösteren fotoğrafların kullanılmasından kaçınılmalıdır. Taciz ve tecavüz gibi cinsel suçların haberleştirilmesinde kullanılan dile özen gösterilmelidir.

Saldırganın ifadesinden yararlanılarak hazırlanan metinlerin mağdur ve yakınları açısından yaralayıcı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.  Failin değil mağdurun teşhir edilmesinden vazgeçilmelidir.  İnternet haber sitelerinde mağduru savunmaya, vahşi cinayeti lanetlemeye dönük yorumlar da bile yine kadını hedef alan hakaretlerin yer alması engellenmelidir. Bu haberlerde kullanılan görsel malzeme ile anlatım biçiminin pornografik ve özendirici çağrışımlar yaratmamasına dikkat edilmelidir.Sorumlu bir anlayış benimsenerek şiddete uğrayan ya da risk altında olanlar, çözüm yolları ve yöntemleri konusunda bilgilendirilmelidir. Var olan kuruluş ve yardım hatlarının erişim bilgileri haberde yer almalıdır.”

GÜROL SÖZEN: HABERLERİMİZİN İÇİNE MUTLAK KÜLTÜRÜ KOYMAMIZ LAZIM

Gazeteci, Ressam ve Sanat Tarihçisi Gürol Sözen, konuşmasında “Kent ve Sanat”  konuları hakkında bilgi verdi. Kültürün, kentin önemini bu topraklar üzerinde yaşayan devletler, sanatçılar, aydınları anlatarak şunları söyledi:

“Yerel gazeteci olarak bakılması gereken şey, olağanüstü bir uygarlığa sahip olduğumuzu farkında mıyız?  Haberlerimizin içine mutlak kültürü koymamız lazım. Geçmiş toplumlar sıradan toplumlar değildi. Bizden önce bu toprakları farkındaydılar.  Bu coğrafya en önemli kentlerin kurulduğu zaman dilimleri içine giriyor. Ege’de 12 tane kent devleti kurulmuş. Peki şimdi ne yapıyoruz? Tarihi dışlamış, görmezden gelmişiz. Resmi, şiiri, dışlıyoruz. Çocuklara hikaye anlatan yok. Siyasetçiler şirin gözükmek istediklerinde şiir okuyorlar ama şairin ismini de yanlış söylüyorlar. Gazeteciler bunları araştırmalı ve gazete sayfalarına taşımalıdırlar. Doğa sevgisi yok. Bizden de geriye pet şişeler, naylonlar kalacak.”

TGC-KAS 76. Yerel Gazetecilik Semineri İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun da katıldığı sertifika töreniyle son buldu.