Türkiye'de 1000 kişiye 40 gazete düşüyor

81. Yerel Medya Semineri’nin dördüncü oturumunda saha gazeteciliği, savaş haberciliği, yerel medyanın sorunları Basın İlan Kurumu ve resmi ilanlara kadar pek çok konu ele alındı.


Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung (KAS) ile birlikte düzenlediği 81’inci Yerel Gazetecilik Semineri'nin dördüncü oturumu Akçakoca’da gerçekleştirildi.  Akçakoca Sky Tower Hotel’de düzenlenen seminerin dördüncü oturumunda 32. Gün Yayın Yönetmeni Hilmi Hacaloğlu “Saha haberciliği”, TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir, “Resmi ilanlar ve yerel gazetecilik” başlıklı birer konuşma yaptı.


HİLMİ HACALOĞLU: SAHADA OLMAK GAZETECİNİN KENDİ ŞAHİTLİĞİNİ ANLATMASIDIR
32. Gün Yayın Yönetmeni Hilmi Hacaloğlu “Saha haberciliği başlıklı konuşmasında şöyle dedi:
“Gazeteciliğe başladığımda ‘haber merkezi, istihbarat servisinin haberciliğin kalbi’ olduğu hep söylenirdi. Sahada olmak hep zordu. Türkiye’de gazetecilik giderek zorlaşıyor. Kilis'te 1.5 gün çalıştık. Yedi defa polis tarafından durdurulduk. Gözaltına alındık. Sahada görev yapmanın başka bir alanı daha var savaş alanına görev yapmak.  Gazeteci savaş alanlarında, çatışma ortamlarında nasıl olmalı? Gazetecinin bir yerden haber aktarması, oradaki öznelerle nefes almasıyla olur. Onlarla çay içecek, onların evine girmesi gerekir.  Sahada olmak demek orada olmaktır. Uluslararasi birçok TV kuruluşunun muhabirleri zırhlı araçlarla savaş bölgesine gidiyor 10 dakika anons çekiyor ve oradan ayrılıyor. Gazetecilik 'merhaba' deyip kaçmak değil. İkinci üçüncü kaynaklar size ne bilgi veriyorsa onların verdiği bilgilerin anlatılması değil kendi şahitliğinizi anlatmaktır.  Biz Gürcistan Rusya savaşındaydık. Rus askerleri tarafından bindiğimiz araç tarandı. Kamera hep kasıttaydı. Ölümden döndük. Bir meslektaşımız gözünden vuruldu ve görme yetisini kaybetti.  Bize niye aracın üzerine basın yazısı yazmadığımız çok soruldu. Gazetecinin görünür olmaktan çok görünmez olması gerekiyor. Çünkü gazeteciler çatışma bölgesinde vurulduğunda öldürüldüğünde daha fazla haber oluyor. Savaş haberciliğinde bizim yaşadığımız olayın benzeri yok. Sonra ABD'de bir film çekildi. Bizim Rus askeri tarafından taranırken çekilen görüntüler, açılar kullanıldı. Bizim kullandığımız araç ABD filminde tercih edildi. Biz bu olayın soğukkanlılığımız sayesinde ölmeden atlattık. Çatışma bölgesinde gazetecilik yaparken en önemli konu soğukkanlı olmak.  Deneyimli de olmak çok önemli. Deneyimli gazetecilik farkı ortaya çıktı.”

AHMET ÖZDEMİR: TÜRKİYE’DE 1000 KİŞİYE 40 GAZETE DÜŞÜYOR
TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir, “Resmi ilanlar ve yerel gazetecilik” başlıklı birer konuşma yaptı.
“Türkiye’de  yerel gazetenin ataları, Osmanlı döneminde eyalet sisteminden vilayet sistemine geçişle yayımlanmaya başlayan “vilayet” gazeteleri oldu. Türkiye’de yerel basının halkla bütünleştiği ve en etkin olduğu dönem  Milli Mücadele yıllarıdır. Büyük önder Atatürk’ün “Fazilet Adaları” olarak tanımladığı yerel gazeteler, bu dönemde hem kurtuluş hareketinin öncülüğünü yapmış hem de Anadolu’nun düşman işgali karşısında gösterdiği direnişin sesi olmuştu.  Batılı ülkelerde yerel medya, yaygın medyanın önünde yer alıyor. Örneğin Almanya’da 50 milyon olan toplam gazete tirajının 20 milyonu yerel gazetelere ait. Japonya’da 1000 kişiye 584, Türkiye’de 1000 kişiye 40 gazete düşüyor. Yerel basının teknolojilerden  yararlanılamama, nitelikli iş gücü bulamama, içerik temini edememe, yaygın basının verdiği bölge ekleri gibi birçok sorunu var.Türkiye İstatistik Kurumu medya araştırması sonuçlarına göre, gazete ve dergilerin yüzde 59’u yerel, yüzde 5,2'si bölgesel ve yüzde 35,9'u yaygın yayın yapmakta."