TGC Başkanı Turgay Olcayto: Gazeteciler birbirlerini hedef göstermemeli  

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Konrad Adenauer Stiftung Temsilciliği ile ortaklaşa düzenlediği 80. Yerel Gazetecilik Semineri Antalya’da tamamlandı. Başkan Olcayto, yaptığı kapanış değerlendirmesinde, “Demokrasi farklı görüşlere tahammül rejimidir. Bunu gazeteciler de benimsemelidir. Birbirlerini ihbar etmemelidir” diye konuştu.

 

ANTALYA- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Konrad Adenauer Stiftung Temsilciliği’nin (KAS) ortaklaşa düzenlediği 80.  Yerel Gazetecilik ve Meslek İçi Eğitim Semineri; Antalya’da tamamlandı.  4 oturumda gerçekleştirilen seminere; Antalya başta olmak üzere Burdur, Isparta, Karaman, Konya ve Muğla’dan çok sayıda gazeteci katıldı. Seminer sertifika töreni ve toplu tören ile bitti.

 

BAŞKAN OLCAYTO: GAZETECİLİK EN ONURLU MESLEKTİR

Seminerin kapanış değerlendirmesini yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, şunları söyledi:

“Gazetecilik, irdeleyen, sorgulayan insanların mesleğidir. Gazeteciler olarak mesleğimizi en iyi şekilde yapmamız gerekiyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bağımsız, bağlantısız bir meslek örgütüdür.  Gazetecilik bugün yalnız Türkiye’de değil dünyanın her yerinde en zor yapılan ama en onurlu meslektir. Sadece interneti bile tıklasanız dünyanın çeşitli bölgelerinde son 3-5 yıl içinde ne kadar gazetecinin öldürüldüğünü, yaralandığını görürsünüz.

Türkiye zor koşullardan geçiyor. Türkiye’de de büyük bir baskı var. Türkiye’de demokratik bir anlayışla düşünürsek bu zor koşullarda gazeteci olarak birbirimize tahammül etmemiz gerekiyor. Gazetecilerin hangi yayın organında çalışırsa çalışsın, hangi gruptan olursa olsun birbirine saygılı olması gerekiyor. Demokrasiler, tahammül rejimleridir. Birbirimizi ihbar etmemeliyiz. Hedef göstermemeliyiz.  Birbirimizin aleyhine haber yapmamalıyız.

Biz cemiyet olarak; kadın konusunu çok önemsiyoruz. Kadın gazeteciler, ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar yayın yönetmeni gibi konumlara getirilmiyorlar. Kadın gazeteciler, hak ettikleri yerlerde olmuyorlar. Bu nedenle arkadaşlarımızın oluşturduğu Kadın Komisyonu’nu çok önemsiyorum. Bu çalışmanın yaygınlaştırılması bizim için çok önemli.  Daha önce de kadın ve çocuk bakış açısını inceleyen bir kılavuz çıkarmıştık. Bu inceleme de medya nasıl davranmalı konusu hakkında bilgi veriyor.”

 İlk oturumda; TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş “Gazetecilikte Örgütlenme”,  TGC Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı  “Haber Yazım Kuralları” başlıklı konular hakkında katılımcılara bilgi verdi. Oturum başkanlığını üstelenen TGC Ankara Temsilcisi Taylan Erten , gazetecilerin dayanışma içinde olması gereken günler geçirildiğini söyledi

SİBEL GÜNEŞ: TEK TİP GAZETECİLİK İSTENİYOR

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş “Gazetecilikte Örgütlenme” başlıklı konuşmasında şunları dile getirdi:

“Gazetecilikte her yıl bir öncekinden daha zorlu geçiyor.  2015- 2016 yılında yayın yasakları, haber sitelerinin kapatılması, yayın kuruluşlarına fiziki ve sözlü saldırılar gündemden hiç düşmedi. Kimi zaman meydanlardan kimi zaman ise sosyal medya üzerinden gazeteciler hedef gösterildi. Özellikle toplumsal olaylarda gazeteciler hedef seçilerek fiziksel saldırıya uğradı. Gazeteciler, işten atılmakla susturulmaya çalışıldı. TÜİK verileri, 7 bin gazetecinin işsiz olduğunu ortaya koyuyor.  Türkiye’nin dört bir yanından sürekli sansür haberleri geldi.  220 habere ve 100’ün üzerinde haber sitesine erişim engellendi. Gazeteciler yine mahkeme koridorlarındaydı. Gazetecilere özellikle “Cumhurbaşkanına hakaret”, “terör propagandası yapmak”,  “gizliliği ihlal ve yargıyı etkilemeye teşebbüs”, “kin ve düşmanlığa tahrik”, “hakaret”ten davalar açıldı. Özellikle davaları siyasi liderlerin açtığı görülüyor. Cumhuriyet, Evrensel, BirGün, Yurt, Sözcü, Aydınlık, Taraf, Zaman, Hürriyet, Bugün gazetelerine ve yazarlarına dava üstüne dava yağdı. Bu yıl özellikle Basın Kartı Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik adeta krize neden oldu. Gazeteci olmayanlara bile basın kartı verilecek olması, Basın Kartı Komisyonu’nun yok hükmüne getirilmesi tepkilere yol açtı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası, yönetmeliğe karşı dava açtı. Tek tip gazetecilik anlayışını iktidarın tercih ettiğini görüyoruz. Basın toplantıları dönemi bitti. Yerel yöneticiler, soru sorulabilecek basın toplantısı yapmayı tercih etmiyor. Gazetecilerin soru sorması ortadan kaldırılmış durumda. Gazetecilere fiziksel ve sözlü saldırılar sürmeye devam ediyor. Türkiye’de 300’e yakın gazeteci cezaevine girip çıktı. Yüzlerce gazeteci haklarında açılmış davalarla yargılanıyor. Yasalarda gerekli düzenlemeler yapılamadı. Müthiş bir cezasızlık tavrı devam ediyor. Güvenlik güçleri bu konudaki ilgisizliklerini ısrarla sürdürüyorlar. Gazetecilerin yüzde 3, 5’u sendikalı. Gazetecilerin çoğunluğu Basın İş Yasası kapsamında çalıştırılmıyor. Dernekler arasındaki çatışma dayanışmayı olumsuz etkiliyor. Basın İş Yasası’nı iktidar patronların çıkarları doğrultusunda değiştirmeye çalışıyor. Örgütlenme şart. Derneklere ve sendikalara üye olarak mücadele gerekiyor. Siyasi görüş ayrılıkları yerine basın ve ifade özgürlüğü noktasında birleşilmeli. İktidar aygıtı olmanın kısa vadeli yararları yerine mesleğin geleceği için yan yana durulabilmeli.”

 NİYAZİ DALYANCI: İNTERNET DİLİNİ HABERDE KULLANMAYIN

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı “Haber Yazım Kuralları” konusunu örneklerle anlattı. Niyazi Dalyancı konuşmasında şu noktalara dikkat çekti:

“Basın yasama, yargı ve yürütmenin karşısında olduğu için dördüncü kuvvet olarak bilinir.  Medya, gazeteci gerçekleri okuyucularına, izleyicilerine ileten aracıdır. Demokratik sistemde ülkeleri yöneten yasama, yürütme, yargı erklerinin işlerini doğru dürüst yapıp yapmadıklarını izleyecek olan dördüncü kuvvet basındır. Haber yazarken de bazı altın kuralları unutmamak gerekiyor. Örneğin, habere alıntıyla başlamayın. Haberin özüne giriş paragrafında yer verin. Yorum katmayın. Cümlelerin edilgen değil etken çatılı olmasına dikkat edin. Haberi de soruyu da sözcüklere boğmayın. Tekrarlardan kaçınalım. Amaç okuru bilgilendirmektir, kafasını karıştırmak değildir. Haberin tüm aktörlerine yer verin.  İlgilisi dışında kimsenin anlamayacağı sözcükler de kullanılmamalı.  Klişe sözlerden kaçının. Basın toplantılarında ve röportajlarda soru sorarken, konuya hakim olun. Soru basit ve tek konuya odaklı olsun. Çanak soruların okuru ve izleyiciyi aydınlatmakta yararı yok. Muhabir kendi görüşünü kendine saklamalı. Bir cümledeki bilgilerin, başka cümlelerdekilerle çelişmemesine dikkat etmek gerekir. Doğru bildiğinize emin olduğunuz bilgiyi bile birkaç kaynaktan doğrulatın. İnternet dilinin yazılı medyada dili bozucu uygulamalarından uzak durulmalı.”

 Seminerin ikinci oturumunda,  A Haber Şef Editörü İhsan Yılmaz   “TV Haberciliği”;  Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç “Basın Sektöründe Sendikacılık”;  TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük “Haber ve Hukuk” başlıklı konuşma yaptı. Bu oturumun moderatörlüğünü Hürriyet Gazetesi Yazarı Vahap Munyar yaptı.

İHSAN YILMAZ:  YAYGIN BASININ BEKLENTİLERİ BİLİNMELİ

TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve A Haber Şef Editörü İhsan Yılmaz “Televizyon Haberciliği” konulu konuşmasında örneklerle televizyon haberciliğinin nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdi. Yılmaz, şöyle dedi:

 “Yerel muhabirlerden ne bekliyoruz, nasıl bir refleks bekliyoruz? Araştırmalara göre, yerel basınla ilgili halkın olumlu bir algısının olmadığı ortaya çıkıyor. Okuyucu, izleyici gözünden bakıldığında teknik ekipman ve elemanların yeterlilikleri açısından yetersiz olduğu, eğitimlerinin eksik, içerik açısından zayıf olduğu,  yerel medyanın gündem belirleme gücünün sınırlı olduğu, haber araştırma konusundaki eksiklikleri olduğu, basın ahlak kurallarına genellikle uymadıkları yönünde bir algı var.  Sonuçta, yerel basından gelen haberlere güven azalıyor. Yerel muhabirler daha çok parça başı iş diye tabir edilen sistemle çalışıyor. Ne kadar çok haber çıkarsa o kadar telif alıyor.  Bu sistem muhabirleri haber merkezlerinin dikkatini çekecek haberler üretmeye zorluyor. Abartma, eksik bilgi, asparagas, yanlış görüntü vs. bu zorlamanın sonucu. Sonuçta yerel kaynaklı haberlere karşı güven sorunu başlıyor. Yerel medyadan ilginç bir haber geldiğinde ilk akla gelen sorulardan biri ‘kurgu mu, prodüksiyonmu’ oluyor.  Çok fazla yanıltıcı haber geliyor.  Peki yerel basından beklentilerimiz neler?  Yaygın basın için ne haber, ne haber değildir ayrımı iyi yapılmalı. Haber tüm unsurlarıyla ayrıntılı olarak hazırlanmalı, haber merkezlerine sorularının yanıtını bulamayacakları içinden çıkılmaz bir metin gönderilmemeli. Olmazsa olmaz kural dediğimiz,  5N1K bilgileri haberin içinde yer almalı. Yerel unsurlardan sıyrılmış haberlerin yaygın basında daha dikkat çekici olduğu gerçeği unutulmamalı. Doğruluğu şüpheli haberler servis edilmemeli. Haber çok hızlı şekilde merkeze aktarılmalı, flaş bilgi içeren notlar an be an verilmeli.

TELEVİZYONDA HIZ ÇOK ÖNEMLİDİR

Televizyon haberciliğinde yerel basında eksikler var.  Bazı temel bilgileri, mesleki terimleri bilmek gerekiyor. Çalışılan kurum ve işleyiş bilinmeli. Televizyonda her yerde olmanız lazım. Hız çok önemlidir. Muhabir olayı olduğu gibi aktarmalı, provoke edici soru ve davranışlarıyla haberin konusu olmamalı. İyi gazeteci haber yapandır, habere konu olan değildir. Etik kurallara uymalı, kurgu haberden uzak durulmalı. Kıyafet başta olmak üzere görünüme özen göstermeli. Dikkat edici hareket ve mimiklerden kaçınmalı. Dış tepkilere karşı hazırlıklı olmalı, olasılıklar önceden hesaplanmalı. Özellikle toplumsal olaylarda baskı altında sakin kalabilmeli.”

UĞUR GÜÇ:  BASKI ORTAMINDAN ÖRGÜTLENEREK KURTULABİLİRİZ

TGS Genel Başkanı Uğur Güç “Basın Sektöründe Sendikacılık” konusunda şu bilgileri verdi:

“Türkiye’de sendikacılık çok zor. Kendini işçi görmeyen sektörde gazeteciler arasında örgütlenmek çok zor.  Türkiye’deki bu örgütlenme ve sendikalı olmak maalesef çok eski zamana dayanmıyor.  Bugün geldiğimiz noktada grev hakkı, kanunlarda olmasına rağmen,  engellenebiliyor. Sektördeki işsizlik rakamları birçok şeyi ortaya koyuyor. 90’lı yıllarda farklı bir gazetecilik uygulanmaya başlandı. Sendika yaygın medyadan çıkarıldı.  Bugün basın kartı sayısına baktığımızda geçmiş yıllardan çok daha geride olduğumuzu görüyoruz. Bugün meslek örgütlerinin vermesi gereken kartı, devlet geri alıyor.  Bugün geldiğimiz noktada gazetecilik yapılamıyor. Gazetecilik yapamıyoruz. Gazetecilerin yaşadığı bu baskı ortamından ancak ve ancak örgütlenerek çıkabiliriz. Şiddet dilini kullanmadan, cinsiyetçi olmadan, etik ilkelere uyarak gazetecilik yapmamız gerekiyor. En önemlisi de örgütlenmemiz gerekiyor.”

GÖKHAN KÜÇÜK: DEMOKRASİLER EN AĞIR ELEŞTİRİLERİ KALDIRABİLMELİ

TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük “Haber ve Hukuk” başlıklı konuşmasında şöyle dedi:

“Gazetecilik mesleğinin kökeni eleştiriye dayalıdır. Demokrasiye zararı eleştiri yapanlar değil; eleştiriye katlanamayanlar yapmaktadır. Siyasi iktidarların akıllarına ilk gelen şey kendi hakkında herhangi bir şekilde haber yapıldığı, bir eleştiri ortaya konduğu zaman soluğu mahkemede almasıdır. Bizim tarihimizde en çok sık karşılaştığımız bir dönem oldu. Olmaya da devam edecek. Terör adı altında 11 Eylül’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırılardan sonra hukuk devletinin kaleleri yıkılmaya başlandı. Her şey güvenlik adına yapılmaya başlandı. Ancak teröre karşı yapılan düzenlemelerin, kişilik hak ve sorumluluklarını da etkilediğini görüyoruz. Yapılan değişikliklerle ceza hukukunun siyasallaştığını görüyoruz.  Böyle bir ortamda gazetecilik yapmak rahat olmuyor.  İfade özgürlüğü, demokratik toplumun esaslı temellerinden birini oluşturur. Sadece lehte olduğu kabul edilen, zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen haber ve düşünceleri için değil ama ayrıca devlet ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, çarpıcı gelen/şok eden ya da rahatsız eden haber ve düşünceler içinde uygulanır. Basın söz konusu olduğunda bu ilkeler özel bir önem kazanır. Bu tür haber ve düşünceleri vermek basın yayın kuruluşları için sadece bir görev değildir. Halkın bu haber ve düşünceleri edinme hakkı vardır.”

MEDYADA DİL YANLIŞLARI

Seminer, üçüncü oturumda Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz “İnternet Hukuku”; Milliyet Gazetesi Okur Temsilcisi Belma Akçura “Gazetelerde Okur Temsilciliği”; Bizim Gazete Yazarı Kerim Evren “Medyada Dil Yanlışları” başlıklı konular hakkında bilgi verdi. Oturum başkanlığını TGC Balıkesir Temsilcisi Önder Balıkçı üstlendi.

PROF. DR. YAMAN AKDENİZ: 110 BİN WEB SİTESİNE ERİŞİM ENGELİ VAR

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz “İnternet Hukuku” başlıklı konuşmasında şunları dile getirdi:

“Sosyal medyayı kullanan bugün hemen herkesin başına basının gündelik olarak başına gelenler gelebiliyor. Sade vatandaşlar da sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle kamu görevlisine hakaretten, terör propagandası gibi suçlarla karşı karşıya kalıyor.  Soruşturma ve kovuşturmada çok hızlı artış var. Bir tweetiniz nedeniyle kendinizi hakim karşısında buluyorsunuz. Engelli web sitesinin verilerine göre;  Türkiye’de 110 bin web sitesine erişim engeli var. Erişim engelleme, 2007 yılında 5651 sayılı kanun yürürlüğe girdi. Başta çocukları korumak için çıkarılmıştı. Daha sonra kapsamı genişletildi. Milli güvenliğin, kamu düzeninin korunması gibi gerekçelerle erişim engellenmeye başladı. Kapsam günden güne genişliyor. 17-25 Aralık sürecinden sonra kişilik hakları ihlal edildiği iddiası ile Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından 5 Ağustos 2014-Aralık 2015 arasında 5 bin karar verildi. 25 binden fazla URL adresine erişim engellendi. Özellikle siyasetçiler erişimi engellettiriyor.”

 BELMA AKÇURA: HABERİ ETİK İLKELERE GÖRE DEĞERLENDİRİYORUZ

Milliyet Gazetesi Okur Temsilcisi Belma Akçura “Gazetelerde Okur Temsilciliği” başlıklı konuşmasında şu noktalara dikkat çekti:

“Gazetelerdeki ombudsmanın görevi ne okurun, ne de gazetenin avukatlığına yapmaktır. Haberin meslek etik kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığına, bir insanı ya da kurumu hedef göstermediğine, nefret suçu işlenip işlenmediğine, içeriğinde bir ötekileştirme olup olmadığına, cinsiyetçilik, ayrımcılık gibi ifadelerin kullanıp kullanılmadığına bakarız. Okurun şikayetçi olması mı gerekir? Hayır buna biz de karar verebiliyorsunuz. Örneğin gazetede yayınlanacak bir haberin başlığında nefret suçu var ise bunu daha yayınlanmadan durdurabiliriz. Milliyet Gazetesi bu konuya çok duyarlı. Hemen dikkat edip değiştiriyor. Açık bir şekilde köşenizden bu eleştirileri yapıyorsunuz. Haberin arkasını araştırıyorum. Doğru nedir? Onu araştırıyorum. Ombudsmanlık, gazetelerin dilini değiştirebilecek, değiştiğine de tanık olabileceğimiz son derece önemli bir kurum.”

 KERİM EVREN: GAZETECİLERİN DİLİ İYİ KULLANMA SORUMLULUĞU VAR

Bizim Gazete Yazarı Kerim Evren “Medyada Dil Yanlışları” başlıklı konular hakkında bilgi verdi. Kerim Evren, şöyle konuştu:

Biz gazetecilerin, Türkçeyi en iyi biçimiyle kullanma sorumluluğumuz var. Kaldı ki akla ve bilime değer veren ileri Batı toplumları arasında yer almanın koşullarından biri, ulusal dilini doğru kullanmaktır. Çağdaş düşünürlerden Wittgenstein, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” diyor. “Düşünen toplum” olmak istiyorsak önce “doğru Türkçe”den işe başlayabiliriz. Çünkü diline sahip çıkmak, bir ulus için varlık - yokluk savaşımıdır”.

Kerime Evren, toplantıda medyadaki dil yanlışlarına örnek verdi. Evren, “Televizyon ve radyolarımızda her an “sesletim” (telaffuz) yanlışıyla karşılaşıyoruz. “Halaskâr Gazi Caddesi”ni doğru söyleyebilen habercimiz yok gibi. Daha çok da ‘ince l’ özürlüyüz! Bir haberci genç kızımız, çarşı pazar haberi yaparken “lahana”yı ‘kalın l’ ile söyleyebiliyor” dedi.

RESMİ İLANLAR VE YEREL MEDYA

Seminerin 4. oturumunda TGC Yön Kurulu Üyesi–Kadın Komisyonu Koordinatörü Göksel Göksu “Medya ve Kadın”,  AÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Gencel Bek “Çatışmalı Bölgelerde Gazetecilik ve Travma”,  TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir, “Resmi İlanlar ve Yerel Medya” konuları hakkında sunum yaptı.

 GÖKSEL GÖKSU: ŞİDDETİ PORNOGRAFİK BİR DİLLE ANLATMAMALIYIZ

TGC Yön Kurulu Üyesi–Kadın Komisyonu Koordinatörü Göksel Göksu “Medya ve Kadın” başlıklı konuşmasında şunları dile getirdi:

“Kadın ve Medya Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu,  medya sektörüne uzun emek vermiş, halen sektörde çalışmakta olan kadınların ortak kaygılarından yola çıkarak hazırlandı. Sektörde çalışan kadınların da aynı kaygıları taşıyor. Mesleğimizi icra ederken yaşadığımız sıkıntıları somut örneklerle anlattık.  Medya çok önemli bir güç. Topluma yön verebilecek bir özelliğe sahip. Herkes gazete okuyor, televizyon izliyor. Yaptığımız haber pek çok kişiye ulaşıyor. Biz de o toplumdan gelmiş insanlarız. Toplumun bize yansıttığı değer yargılarıyla varız. Eğer doğruları yanlışları birbirinden ayıramazsak toplumcu cinsiyetçi bakış yeniden üretebiliyoruz.  Yaptığımız haberlerde habere bakış açımız, kullandığımız sıfatlar büyük bir sorumluluk gerektiriyor.  Yaptığımız haberler, örneğin Antalya’dan da sıkça cinayet haberleri oluyor. Tecavüz, cinayet haberleri, turistlerin gelmesinden kaynaklı vaka duyuyoruz. ‘Yine kadın cinayeti’ diye başlık attığımızda cinayeti olağanlaştırıyoruz .Ön kabul sunmuş oluyoruz. Cinayeti haklı gösterecek bir sebebi hiçbirimiz kabul edemeyiz. Okurun beyninden yargıya yol açıyoruz. Şiddetin pornografisini yapmamalıyız. Şiddeti pornografik bir dille anlatmayalım.  Biz olayı verirken mağduru değil faili teşhir edelim. İşte kitabımızda bu konulara da yer veriyoruz.”

MİNE GENCEL BEK: BARIŞ GAZETECİLİĞİNİ SAVUNMALIYIZ

AÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Gencel Bek “Çatışmalı Bölgelerde Gazetecilik ve Travma” şöyle konuştu:

“Gazeteciler,  yaptıkları haberlerden etkilenebiliyor. Çünkü gazeteciler de insan. Gazeteciler, bunu itiraf etmek istemiyorlar. ‘Mesleğin gereği’ diye düşünebiliyorlar. Etkilenme hali uzak ve yakın ile ilişkili olabiliyor. Örneğin Güneydoğu’daki gazeteciler, tarihi, kültürel miras haberleri yerine sıklıkla ölüm haberleri yapıyor.  Neden haber yapıyorsunuz dediğimizde ise toplumsal sorumluluk duygusuyla yaptıklarını belirtiyorlar. Doğduğu bölgede, çocukluk arkadaşının yani  tanıdığı birinin ölümünün haberini yapmak zorunda kalıyor. Nasıl iyileşebiliriz toplum olarak? Bu konular üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tramvayı haberleştirirken nelere dikkat edilmeli? Mesleki olarak kendimizi nasıl kuvvetlendirebiliriz?  Barış gazeteciliğini işin içine almalıyız. Yaptığımız araştırmalarda 90’lı yıllarla bugünü de karşılaştırıyoruz.  Neler değişiyor? Ana akım medya, yerel muhabirleriyle az da olsa vardı. Şu anda Güneydoğu’dan ana akım medyanın çekildiğini belirtiliyor.  Gazetecilerin haber yapma hakkını elinden alamazsınız.  Gazeteciliğin meslek etik ilkeleri evrenseldir.  Türkiye’ye göre Amerika’ya göre değişecek şeyler değil. Ölen kişilerin ve yaralan kişilerin fotoğrafının nasıl kullanılacağı konusunda mutabakatımız olmalı. Tecavüz yaşayan kadına suçlayıcı imalar kullanılmamalı. Travma yaşamış,  örneğin mülteciler ile konuşurken kimliğini güvenlik gerekçesiyle gizlemeniz gerekirse gizlemelisiniz. Haberleştirdiklerinizi mağdur etmeden, kendinizi de mağdur etmeden ‘travmayı nasıl haberleştirebiliriz’ konusu üzerinde düşünmemiz gerekiyor.”

AHMET ÖZDEMİR: BASIN İLAN KURUMU 666 GAZETEYE İLAN DAĞITIYOR

TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir, “Resmi İlanlar ve Yerel Medya” konulu sunumunda şunları anlattı:

“Türkiye İstatistik Kurumu medya araştırması sonuçlarına göre, gazete ve dergilerin yüzde 59’u yerel, yüzde 5,2'si bölgesel ve yüzde 35,9'u yaygın yayın yapmakta. Batılı ülkelerde yerel medya, yaygın medyanın önünde yer alıyor. Örneğin Almanya’da 50 milyon olan toplam gazete tirajının 20 milyonu yerel gazetelere ait. Japonya’da 1000 kişiye 584, Türkiye’de 1000 kişiye 40 gazete düşüyor. Yerel basına ilişkin, teknolojilerden  yararlanılamama, nitelikli iş gücü bulamama, içerik temini edememe, yaygın basının verdiği bölge eklerinin yarattığı tiraj kaybı gibi sorunları bulunuyor.  Yüzölçümü artmış, nitelikli elemanların çalıştığı, ulusal ve yerel haberlere, yorumlara ağırlık kazandıran, bölgesinin sanatlarına; edebiyat, folklor ürünlerine yer veren, yerel spor, turizm, tarih, kültür konularında bilgilendirici, özendirici, görünüşü, içeriği  cazip yerel basın daha çok okunuyor. Okunan gazeteye de özel ilân ve reklam kendi kendine gelecektir. Bu noktada Basın İlan Kurumu’ndan bahsedelim. Basın İlân Kurumu,  2 Ocak 1961 tarihli ve 195 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kuruldu.  Kurum 41 şubesinde il merkezlerinde 347, ilçelerde 313 ve ticari 6 gazete olmak üzere toplam 666 gazeteye resmi ilan ve reklam dağıtımı yapıyor. Kurum şubelerinin bulunduğu yerlerde resmi ilan alma hakkı bulunan gazetelerde çalışanlara borç para veriyor. Faizsiz olarak verilen paranın sınırı 4200 TL. Geri ödemeyi 12 veya 24 ay taksitle yapabiliyorsunuz. Basın İlân Kurumu’nun bir başka sosyal yardım fonu ölen basın mensuplarının yardıma muhtaç aileleri için kullanılıyor.”

SERTİFİKA TÖRENİ YAPILDI

Seminer; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto’nun Değerlendirme Konuşması ve Sertifika Töreni ile sona erdi. Antalya Ela Quality Resort Belek’te düzenlenen seminere;  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, Başkan Vekili ve Hürriyet Gazetesi Yazarı Vahap Munyar,  Genel Sekreter Sibel Güneş,  Genel Sekreter Yardımcıları Ahmet Özdemir ve Niyazi Dalyancı,  Yönetim Kurulu Üyeleri İhsan Yılmaz ve Göksel Göksu, Ankara Temsilcisi Taylan Erten, Antalya Temsilcisi Arif Kaplan, Balıkesir Temsilcisi Önder Balıkçı, Hatay Temsilcisi Mithat Kalaycıoğlu, Muş Temsilcisi Emrullah Özbey ve TGC Hukuk Danışmanı avukat Gökhan Küçük’ün de aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci seminere katkıda bulundu.