Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için uluslararası dayanışma çağrısı yapıldı  

Türkiye’nin en yaygın gazetecilik meslek örgütü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) aralarında Can Dündar ve Erdem Gül'ün de bulunduğu tüm tutuklu gazeteciler için basın toplantısı düzenledi. Toplantıda gazeteciler serbest kalana kadar uluslararası dayanışma  kampanyası başlatılması için bir çağrı metni yayınlandı.

İSTANBUL - Türkiye’nin en yaygın gazetecilik meslek örgütü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), aralarında Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül'ün de yer aldığı tutuklu gazeteciler için düzenlenen basın toplantısında bir araya geldi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş , Genel Sayman Gülseren Ergezer Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir , Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Christophe Deloire, RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu , Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı ve İFJ-EJF Temsilcisi Uğur Güç, DİSK-Basın İş Başkanı Faruk Eren , GÖP Dönem Sözcüsü ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı (IPI) Türkiye Temsilcisi Kadri Gürsel, Etik Gazetecilik Ağı üyesi Ceren Sözeri ile Cumhuriyet Gazetesi avukatı Bülent Utku, Can Dündar ’ın eşi Dilek Dündar , ABD, İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya, Macaristan, Danimarka, İsveç, İtalya, İspanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve İsviçre Başkonsoloğlu’ndan yetkililer katıldı. Toplantıda cezaevindeki tüm gazetecilerin serbest bırakılması için uluslararası kamuoyuna bir çağrı yapıldı. Basın özgürlüğünün önemine vurgu yapıldı.

 BAŞKAN OLCAYTO: TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇTEN GEÇİYOR

Sunuculuğunu TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş ’in üstlendiği toplantıda konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, şunları söyledi:

“Türkiye önemli bir dönemeçten geçiyor. Türkiye basını, 2010 yılından beri çok sıkıntılı bir dönem yaşıyor. Hiç bu kadar basının baskı altında olduğu, bu kadar mali açıdan sıkıştırılan, gazetecileri işsiz bırakan bir dönem yaşanmamıştı. Bunu yaşayarak görüyoruz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1998 yılında çıkardığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre;  gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve oto sansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir. Gazetecinin halka karşı sorumluluğu, başta işverenine ve kamu otoritelerine karşı olmak üzere, öteki tüm sorumluluklardan önce gelir. Bilgi ve haber ile özgür düşünce, herhangi bir ticari mal ve hizmetten farklı olarak toplumsal bir nitelik taşır. Gazeteci, ilettiği haber ve bilginin sorumluluğunu üstlenir ve paylaşır. Gazetecinin özgürlüğünün içeriğini ve sınırlarını, öncelikle sorumlulukları ile meslek ilkeleri belirler. Son olarak Cumhuriyet’in Genel Yayın Müdürü Can Dündar ve Erdem Gül gözaltına alındılar. Can Dündar ve Erdem Gül, yaptıkları önemli bir haberle kamuoyunu aydınlattılar. Türkiye’de yasaklamalar gelenek haline geldi. Roboski’den başlayarak günümüze kadar pek çok haber yasaklandı. 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR

Basın özgürlüğü kavramı üzerinde siyasilerle anlaşamıyoruz. Televizyon, gazete, radyo sayısının fazla olması basın özgürlüğü anlamına gelmiyor. Basın özgürlüğü halkın bilgilenme, haber alma hakkıdır. Basın özgürlüğü halkın özgürlüğüdür. Halkın doğruları öğrenme bilgilenme özgürlüğüdür. Bu hak elinden alındığında halk bilgilendirilemez. Türkiye’de de yaşanan maalesef budur. Başta Can Dündar ve Erdem Gül olmak üzere tüm gazetecilerin serbest kalmasını istiyoruz. Bugün cezaevinde 29  gazeteci var. Tutuklu gazetecilerin çoğu Güneydoğu Anadolu’dan.”

CHRISTOPHE DELOIRE: TÜRKİYE’DE MEDYA GÜVENCE ALTINA ALINMALI

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Genel Sekreteri Christophe Deloire  şöyle konuştu:

“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti uzun süredir hareket ettiğimiz, dayanışma içinde olduğumuz bir örgüt. Bu toplantıyı birlikte düzenliyoruz. Bizim için Cumhuriyet gazetesi bağımsız gazeteciliğin önemli yuvalarından bir tanesi. Can Dündar da basın özgürlüğü kahramanıdır. RSF, 17 Kasım’da basın özgürlüğü ödülünü Cumhuriyet Gazetesi ’ne verdi. Ödülü almaya gelen Can Dündar , yaptığı konuşmada bürosunun bir yanında adliyenin, diğer yandan da mezarlığın göründüğünü söylemişti. Bu iki yerin gazetecilerin uğrak yeri olduğunu belirtmişti. Hepimizi şaşırtacak şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gazeteciler hakkında sürekli suç duyurusunda bulundu. Sadece Cumhuriyet Gazetesi ’ne değil, diğer gazeteler için de yargı sürecini başlattı. Bu girişimler olayın ne kadar siyasi olduğunu da gözler önüne seriyor.  Türkiye basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içerisinde 149. sırada. Tutuklama uygulaması sadece Can Dündar ve Erdem Gül için değil Murat Çapan, Muhammed Resul, Mehmet Baransu gibi çok sayıda gazetecinin karşılaştığı bir durum. Gazetecilerin işten çıkarılmaları, hükümet söylemiyle gazetecilerin baskı altına alınması çoğulculuğu yok eden bir uygulamadır. Gazetecilere yönelik suçların ise cezasız kalması ayrı bir sorun. Türkiye’de basın özgürlüğü ihlallerini düzenli olarak izliyoruz, bunlara sistemli bir şekilde yanıt vermeye çalışıyoruz. RSF, TGC ile birlikte Türkiye’de başta Can Dündar ve Erdem Gül olmak üzere tutuklu gazetecilerin tahliye olması için dünya kamuoyuna seslenerek uluslararası bir çağrı başlatmış oluyor. Siyasi, kamuoyunun tanıdığı kişilerden de bu tutuklamanın son bulması için destek isteniyor.  Çok sayıda kişiden destek almış bulunuyoruz. Türkiye’nin çok canlı bir sivil toplum camiası var. Demokratik kurumları olan, hukuk devleti olan bir ülke normalde. Medyanın çoğulculuğu hükümetin ve kamu kurumlarının saygı göstermesi gereken bir yapısı var. Biz de hükümeti ve kamu kurumlarını Türkiye’de medya çoğulculuğunu güvence alacak şekilde hareket etmeye çağırıyoruz.”

UĞUR GÜÇ: DEVLET SUÇ İŞLİYORSA BUNU BİLMEK YURTTAŞIN HAKKIDIR

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı ve  İFJ -EFJ Temsilcisi Uğur Güç şöyle konuştu:Türkiye’de gazetecilik baskı altında. 2010 yılında bugüne 300’ün üzerinde gazeteci cezaevine girdi çıktı. Şu anda 29 gazeteci cezaevinde. Sadece Erdem Gül ve Can Dündar değil 27 gazeteci daha cezaevinde. Sosyalist, Kürt, cemaatçi diye adlandırılan gazeteciler, muhalif gazeteciler cezaevinde. Muhalif gazetelerden BirGün’den 3 gazeteci bu toplantının gerçekleştiği saatlerde adliyedeler. BirGün Gazetesi’ne 50’nin üzerinde açılmış dava var. Hep basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü dediğimiz iki kavramdan bahsediyoruz. İki kavram birbiriyle ilintili ve birbirini var eden kavramlar. Fakat ifade özgürlüğü bir fikri, bir düşünceyi ortaya atan kişinin özgürlüğü olarak algılansa da aslında ifade edenin değil o düşünceyi dinleyenin, okuyanın, izleyenin özgürlüğüdür. Bilme hakkıdır. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi ’nde yayınlanan MİT TIR'ları haberini ele alacak olursak bu haberi yazmak, yayınlamak, yorum yapma hem ifade özgürlüğü hem de basın özgürlüğüdür. Aksi bir durumdan da söz edilmesi mümkün değildir. Bu sebeple devletin politikaları söz konusu olduğunda bilme hakkı kutsal bir anlam ifade eder. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan yurttaşlar, tebaası oldukları devletin, sadece devletin değil, kamuya ait her türlü otoritenin, kurumun, yönetiminin faaliyetlerini denetlemek, eleştirmek ya da onaylamak hakkına sahiptir.  Devletlerin halklarından gizlemek istedikleri her şey doğrudan vatandaşı ilgilendirir. Devlet suç işliyorsa bunu bilmek yurttaşın hakkıdır.”

DİSK BASIN İŞ BAŞKANI FARUK EREN : TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ SORUNU YAŞANIYOR

DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren , şöyle konuştu:“Bu ülkede basın özgürlüğü konusunda bu kadar da olur mu dediğimiz her olayın ertesinde daha kötüsü bir olayla karşı karşıya kalıyoruz. Geçen ay Van’da iki gazeteci gözaltına alındı. Kelepçe takarak karakola götürüldüler. Sadece gazeteciler değil, avukatlar, hakimler de tutuklu. Basın özgürlüğü de ifade özgürlüğü de ülkenin genel demokrasi sorunu. Biz gazetecilerle hep dayanışma içindeyiz. Bütün etkinliklerde olacağız.”

BASIN ENSTİTÜSÜ DERNEĞİ BAŞKANI KADRİ GÜRSEL: BİR GAZETECİNİN BİLE TUTUKLU OLMASI KABUL EDİLEMEZ

GÖP Dönem Sözcüsü ve Basın Enstitüsü Derneği Başkanı IPI Türkiye Temsilcisi Kadri Gürsel şunları dile getirdi:  “Gazetecilere Özgürlük Platformu, bundan 5 yıl önce kuruldu. Hapisteki gazeteciler sorununun giderek büyümesi karşısında meslek kuruluşlarının neler yapabileceği üzerine kuruldu.  O zaman 100’den fazla tutuklu gazeteci vardı. Biz bunu sayıyla ölçmüyoruz. Bir gazetecinin bile tutuklu olması kabul edilemez. Şimdi yeniden tutuklu gazeteciler sorunu var. Büyüyen bir sorun. 5 yıl önce GÖP’ün faaliyeti Ahmet Şık ve Nedim Şener ’den sonra yaygınlaştı. Geniş kamuoyu tarafından kabul gördü. Yine böyle bir sorumlulukla karşı karşıya bulunuyoruz. Şimdi Erdem Gül, Can Dündar ve bütün gazetecilerin serbest bırakılması için hem Türkiye’de hem dünyada yaygın bir kampanya yürütmek zorundayız.  Ahmet Şık ve Nedim Şener ’in tutuklanması Türkiye’deki basın özgürlüğüne yönelik baskıların dünya ölçeğinde fark edilmesine neden olmuştu. Uluslararası baskılar, gazetecilerin hapisten çıkmalarında rol oynadı.”

ETİK GAZETECİLİK AĞI ÜYESİ CEREN SÖZERİ: BİR AN ÖNCE DAYANIŞMA İÇİNDE OLMALIYIZ

Etik Gazetecilik Ağı üyesi Ceren Sözeri şu noktalara dikkat çekti: “Gazeteciler korkutulurken, haklarında soruşturma açılırken biz etik gazetecilikten konuşamıyoruz. Şu anda bu toplantıyı yaparken gazeteciler yargılanıyor. Basın özgürlüğü önünde bu engellerle  oto sansür var. Dayanışmaya en fazla ihtiyaç duyduğumuz anlardayız. Gazetecilik kimliği taşıyan bazı insanların gazetecileri hedef göstermesi, basın özgürlüğü önündeki engelleri savunuyor olmalarını görmek üzücü. Hükümete yakın kurumlarda çalışan insanları bir an önce basın özgürlüğü için dayanışmaya çağırıyoruz. Tüm diğer medya kuruluşlarındaki gazetecileri de bu dayanışma ağını genişletmeye, birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.”

CUMHURİYET GAZETESİ AVUKATI BÜLENT UTKU: HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ

Cumhuriyet Gazetesi avukatı Bülent Utku,  şunları söyledi:

“Haberin çıktığı tarihten bir gün sonra Cumhurbaşkanı bir televizyon programında ‘Ben davamı açtım. Bu haberi özel haber yapan kişi de bedelini ödeyecek. Öyle yapma’ dedi. Bu durum ortada siyasi bir soruşturmanın olduğunun göstergesidir. Her siyasi soruşturmada, dava da olduğu gibi hukuksuzluklar, bu soruşturmada ayyuka çıkmıştır. Sorgulamada, müvekkillere sadece haberleri sorulur. Müvekkillerin yargılanması sadece gazetecilikten faaliyetiyle ilgilidir. Basın davalarında yayın tarihinden itibaren 4 ay içinde davanın açılması gerekir. Cumhuriyet Gazetesi ’nde 5,5 ay sonra dava açılmıştır. Zaman aşımı geçmiştir. Bu davanın daha başında düşme unsuru taşıdığını söylememiz gerekiyor. Tutuklamadan sonra gelen birprosedür var. Tutukluluğu veren hakime dilekçe veriliyor. O hakimlik isterse kendi kararını gözden geçiriyor. Eğer değiştirecekse değiştiriyor, değiştirmeyecekse de kendinden sonra gelen hakimliğe dosyayı sevk ediyor. Biz dün aldığımız habere göre 7. Sulh Ceza Hakimliği dosyayı 8 numaralı Sulh Ceza Hakimliği’ne göndermiş. Ne sonuç çıkacak göreceğiz.  Bunun akabinde de Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağız. Anaya Mahkemesi’nin vereceği karara göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yolu açık.” 

CAN DÜNDAR’IN EŞİ DİLEK DÜNDAR : UMARIM MAHKEMELER TUTUKLAMA HASTALIĞINDAN KURTULURLAR

Can Dündar’ın eşi Dilek Dündar ise şunları dile getirdi:  “Ben gazetecilik mesleğini; hep onurlu, vicdanlı bir meslek olarak gördüm. Bir gazeteciyle yaşıyor olmak da bana onur verdi. Gazetecilik, siyasi gücün etkisi altına girdi. Türk mahkemeleri de siyasi baskı altında. Umarım mahkemeler, tutuklama hastalığından kurtulurlar. Mücadele edeceğiz. Bunu sizin desteklerinizle yapmak istiyoruz.”

AGİT MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ TEMSİLCİSİ MESAJ GÖNDERDİ

Toplantının sonunda AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatovic’in toplantı için gönderdiği video görüntüsü izlendi. Dunja Mijatoviç mesajında şunları söyledi:

“Bir başka zorunluluk nedeniyle zamanlaması çok yerinde olan buluşmanıza ne yazık ki katılamıyorum. Türkiye’de medya özgürlüğü ve gazeteci güvenliği vurgusu yaptığınız bu girişiminizi selamlıyorum. Topluma mal olmuş Can Dündar ve Erdem Gül’ün karşılaştığı ceza bizi şaşırttı. Hatta şoke etti. Ömür boyu hapse uzanan cezai işlemler Türkiye’de zaten zor durumda olan basın özgürlüğünü daha da kötüleştiriyor. Sizlerle dayanışma içindeyiz.”

MESLEK ÖRGÜTLERİ TUTUKLU GAZETECİLER İÇİN ULUSLARARASI BİR ÇAĞRI METNİNİ İMZAYA AÇTI

Toplantının sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a,  gazetecilik meslek örgütleri ortak bir çağrı mesajı yayınladı. Mesajda, şu ifadeler yer aldı: 

"Sayın Erdoğan; Cumhuriyet çalışanlarını ve tutuklu tüm gazeteci meslektaşlarımızı serbest bırakın!  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıllardır Türkiye’deki medyaya sistematik bir şekilde müdahale ediyor. Cumhurbaşkanı, devlet güvenliği ve terörle mücadele adına her düşünceden gazeteciler üzerinde baskılarını gün geçtikçe daha da ağırlaştırıyor.  Gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, tehdit ve tacizlerin demokrasilerde yeri yoktur. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT’e ait tırlarla Suriye’deki İslamcı gruplara silah teslim edildiğini Mayıs 2015’te gündeme getirdikleri için 26 Kasım 2015 akşamı tutuklandı. Dündar ve Gül, gazeteciliğin, gerçeği araştırmanın ve özgürlüklerin savunulması bakımından onurlu bir duruş sergilediler. Kamu yararı bulunan bir bilgiyi kamuoyuna taşıyarak mesleklerinin gereğini yerine getirdiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise kamuoyu önünde açıkca Dündar’ın “ağır bedel ödeyeceği”ni açıkladı. Uluslararası terör konusunun herkesin endişelerinin odağında yer aldığı bir dönemde, gazetecilik faaliyetlerinin,  siyasi işlemler yoluyla baskılanması hoş görülemez. Son iki tutuklama, öncekilerde olduğu gibi Türkiye’de yargı sisteminin araçsallaştırılmasının vardığı uç noktayı gösteriyor.

Günümüze dek birçok gazeteci, terör propagandası, Cumhurbaşkanı’na hakaret, devlet sırrı, gizliliğin ihlali, devlet görevlilerini hedef göstermek ve casusluk gibi yanıltıcı gerekçelerle tutuklandı. İktidar, bir yandan baskıcı yasaları oylarken diğer yandan ekonomi kartını oynayarak medya organları üzerinde baskılarını yoğunlaştırıyor.  Bizler basın özgürlüğünü savunan meslek örgütü temsilcileri, medya patronları, gazeteciler ve sendika yetkilileri, Türkiye’de basın özgürlüğünün vahim şekilde zemin kaybetmesini endişeyle izliyoruz.  

Türkiye’nin, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü’nün açıkladığı Dünya Basın Özgürlüğü Sıralamasında 180 ülke içerisinde 149. sırada yer aldığına bir kez daha dikkat çekiyoruz. İktidarı en kısa sürede Can Dündar , Erdem Gül ve daha önce tutuklanmış tüm gazetecileri serbest bırakmaya;  haklarındaki kanıtsız suçlamaları geri çekmeye, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmaya davet ediyoruz. Demokratik ülke hükümetlerini ve kurumlarını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gösterdiği otoriter tutuma karşı tavır almaya çağırıyoruz."