11. Alman-Türk Yerel Gazetecilik Semineri İstanbul’da tamamlandı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung (KAS) Türkiye Temsilciliği ile birlikte düzenlediği “Gazetecilikte Özeleştiri ve Yerel Gazetelerin Karşılaştığı Zorluklar“ başlıklı 11. Alman-Türk Yerel Gazetecilik Seminerinin 2. gününde Türkiye’de ve Almanya’da gazetecilerin karşılaştığı güçlüklere dikkat çekilerek çözüm yollarına mercek tutuldu.

İSTANBUL - Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung (KAS) Türkiye Temsilciliği ile birlikte düzenlediği “Gazetecilikte Özeleştiri ve Yerel Gazetelerin karşılaştığı Zorluklar” başlıklı 11. Alman –Türk yerel gazetecilik semineri tamamlandı.Seminerde; Türkiye ve Almanya’da gazetecilerin karşılaştığı zorluklardan yasal haklarına, basın özgürlüğünden mesleğin geleceğine kadar birbirinden önemli konular ele alındı. Cağaloğlu’nda bulunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen seminer kapsamında 5 panel düzenlendi. 2 gün süren seminere; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı, Konrad Adenauer Stiftung (KAS) Türkiye Temsilcisi Dr. Colin Dürkop, Konrad Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci katıldı. Seminerin kapanış ve konferans değerlendirmesini Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (TGC) Turgay Olcayto, Konrad Adenauer Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS) Dr. Colin Dürkop, Konrad Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini yaptı.
 

BAŞKAN OLCAYTO: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (TGC) Turgay Olcayto, kapanış değerlendirmesinde şunları söyledi: 

"11. Alman –Türk Semineri’nde meslektaşlarımızın bilgilerinin paylaşıldığı güzel bir platform oluştu. Gazetecilerin halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için çalışırken yaşadıkları sorunlar ele alındı. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması için neler yapılması gerektiği konuşuldu. Adaletin olmadığı, hukukun yerleşmediği, hukukun ortadan kalktığı günlerde basın özgürlüğünden söz etmenin imkanı yok. 1 Kasım seçimleri ne getirir bilemiyoruz. Ama ne getirirse getirsin Türkiye’de halkın haber alma kanallarını, doğruları öğrenme kanalarını açık tutma yolunda mücadelemizi sürdüreceğiz.”

 
DR. COLİN DÜRKOP: UMUDUMUZU HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEMELİYİZ
Konrad Adenauer Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS) Dr. Colin Dürkop, 11.  Alman –Türk Semineri’ne katılımcılarına desteklerinden dolayı teşekkür ederek sözlerine başladı. Türkiye’de basının içinde bulunduğu durumu değerlendiren Dürkop, şöyle dedi:
“Türkiye’nin  içinde bulunduğu durumu akordeon gibi. Geliştiği, nefes aldığı, içine kapandığı, geriye döndüğü, sıkışlık içine girdiği dönemler oluyor.  Ama her zaman umutlu olmalıyız. Geleceğe umutla bakmalıyız. Türkiye’de önümüzdeki günlerde seçime gidecek. Bundan sonra yapacağımız seminerlerimizin daha iyi bir atmosferlerde olacağını düşünüyorum. Katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkür ederim.”
 
MARCUS NİCOLİNİ: MEDYANIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN UMUDUMUZU KAYBETMEMELİYİZ
Konrad  Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini, iki gün boyunca meslektaşlarından karşılıklı bilgi alış verişinin olduğu bir atmosferin olmasından dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Nicolini, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Meslektaşlarımda şunu farkettim. Omurgalı olmak, cesur olmak, cesur olmak. Bizim ortamımız burada sizlerin yaşadıklarına göre çok daha olumlu. Umudumuzu kaybetmeyelim. Hem vatandaşlarla hem de sivil toplum kuruluşlarıyla medya özgürleşecek.”
 
DR. MARCUS NİCOLİNİ:  GAZETECİLER YENİLİKLERE AÇIK OLMALI
Konrad Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini  “Üniversite Eğitimine Paralel Gazetecilik Eğitimi” isimi sunumunda şu konulara dikkat çekti:
“Dünyanın her yerinde gazetecilik okulları bulunuyor. Genelde tam zamanlı eğitimler veriliyor. Bunlar gençleri eğitmek konusunda kararlı olan kurumlar. Sarı basın kartı almak içim sınavdan geçmeniz gerekmiyor. Gazeteciliğin prestiji Almanya’da çok yüksek değildir.  Ama yazı işlerinde görev alabilmek için eğitim gerekiyor.  Gazetecilik konusu düzenlenmemiştir Almanya’da. Gazetecilerin kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekiyor. Meslekleri eksiklerini tamamlamaları, öğrenmeye, yeniliklere açık olmaları gerekiyor. Her şeye hakim bir gazeteciyi eğiteceğiz diye bir şey yok.”
 
“ALMANYA’DAKİ TÜRK İMGESİ VE TÜRKİYE’DEKİ ALMAN İMGESİ”
Seminer, Almanya’daki Türk İmgesi ve Türkiye’deki Alman İmgesi”  başlıklı 3. panelle devam etti. Bu oturumda Bonn-Rhein-Sieg Yüksekokulu Eski Öğretim Görevlisi Prof. Giso Deussen “Medyadaki Tahminler ve Önyargılar” başlıklı konuşma yaptı.  Oturumda Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü (HÜGO) Prof. Dr. Murat Erdoğan, Serbest Gazeteci Ayşegül Acevit, Serbest Gazeteci /JONA BursiyeriMathiasBırsens bilgilerini paylaştı. Panelin oturum başkanlığını serbest gazeteci Baha Güngör yaptı.
 
GİSO DEUSSEN: TÜRKİYE İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ALMAN MEDYASINA DA YANSIMAKTA
Eski Öğretim Görevlisi Prof. Giso Deussen, “Medyadaki Tahminler ve Önyargılar” başlıklı konuşmasında şöyle dedi:
“Almanlar Türkiye’yi bir seyahat ülkesi olarak seviyorlar. AB’ye girmesi konusunda değişik görüşler var. Almanların Türkiye imgesiyle ilgili araştırma Alman medyasında da yansıtılmaktadır. Yerel gazeteciler, Almanya’daki Türkiye imgesinin daha olumlu olması konusunda katkı yapabilirler. Yapılan bir çalışmada büyük gazeteler taranıp, Türkiye ile ilgili makaleler incelenmiştir. Türkiye’nin genel durumu, insan hakları, terörle ilgili haberler var. Almanya’da 2 milyon Türk yaşıyor. Ama bu konuyla ilgili haber çok az. Habercilikte iş resmi görüşe teslim edilmiştir. Türkiye basın özgürlüğü sıralamasında 149. sırada. AB komisyonu basın özgürlüğünün Türkiye’de endişe verici olduğunu belirtmiştir."
 
MURAT ERDOĞAN: TÜRKİYE’NİN DÜNYAYA AÇILAN KAPISI ALMANYA
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü (HÜGO) Prof. Dr. Murat Erdoğan, yaptığı Türkiye Kamuoyunda Almanya Algısı Araştırması hakkında bilgi verdi:“Araştırmada, Avrupa’daki yerleşik Türk yerel medyasının özellikleri, sorunları ve beklentilerini bilimsel bir gözlem ve inceleme ile tespit etmeyi, analizini ve buradan hareketle de bazı önerileri ortaya koymayı amaçladık. Türk yerel medyasını temsil edecek bir biçimde 100 civarındaki Türk medya kurumu temsilcileri ile internet bazlı bir anket gerçekleştirdik. Araştırmada şu veriler dikkat çekiyor. Avrupa’da yaşayan Türkler ve Türk medyası bakımından en önde gelen ilgi konusu Türkiye’deki siyasi gelişmeler olmaktadır. Yüzde 88’den fazla bir oranla Türkiye’deki siyasi gelişmelerin takip edildiği ve doğal olarak buna yer verildiği anlaşılmaktadır. Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı Almanya olmuştur. O yüzden orada olanları da yakından takip ediyoruz. Avrupa’da Yerleşik Türk Yerel Medyası’nın (ATYM) haber yapma aşamasında en ciddi sorunlarının kuruluşun finansal yetersizliği ve kalifiye eleman eksikliği olduğu ifade ediliyor. “Yayın yaptığımız ülkede habercilik bakımından sorunumuz yok” diyen kuruluşların oranı sadece yüzde 2’dir. ATYM’nin sorun olarak ayrımcılık, yabancı karşıtlığı/düşmanlığı ve İslamafobi’den de söz ettiği gözlenmektedir.”
 
AYŞEGÜL ACEVİT: TÜRKLERLE İLGİLİ OLUMLU YÖNLERDE DE HABER YAPMALIYIZ
Serbest Gazeteci Ayşegül Acevit, şunları dile getirdi:
“Toplumu izlemek bir alışkanlık haline geldi. Bu nedenle Alman toplumu bizi nasıl görüyor? Bakış açılarını hep değerlendirmeye çalıştım. “Türklerin Almanya’ya göçlerinin üzerinden 50 yıl geçti. İnsanlar kendilerini geliştirdiler ama bunlar basında yer almadılar. Hala misafir işçi oldukları dönemden bahsediliyor. Daha sonraki aşamalarda kendilerini geliştirmelerinden hiç bahsedilmiyor. Almanya’da İranlı doktor kavramı vardır. Çok fazla Türk hekim de var. Rakamlara bakarak da bunu görebiliriz ama Türk doktor kavramı yok. Gazetelerde sık sık “Türk eşini öldürdü, namus cinayeti işlendi’ şeklinde işleniyor. Olayın başlığında Türkler diyor. Başarı hikayesi olduğu zaman ise Türk kelimesi geçmiyor. Türklerle ilgili olumlu haberler de yapmak gerekiyor. Türklerle Almanların buluştuğu noktaları daha görünür hale getirmek ve köprü kurmak gerekiyor."
 
 MATHİAS BIRSENS: TÜRK-ALMAN PORTALLAR VAR
Serbest Gazeteci /JONA BursiyeriMathiasBırsens, şöyle konuştu
“İstanbul’da Mayıs-Haziran aylarında staj yapmaya geldim. Bunu bana özellikle Türkiye ile ilgilenen kişiler önerdiler. Kendi bölgemdeki Türkiye imajı, negatifti. Olumsuz bir şey olduğunda bunu Türkler yapmıştır deniyor. İyi bir şey olunca da Almanlar yapmıştır deniliyor."
 
GAZETECİLİK EĞİTİMİ ELE ALINDI 
4. panelde  “Geleceğe Hazırlık-Yeni Nesil Gazetecileri Eğitmek” konusu ele alındı. Konrad AdenauerStiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. MarcusNicolini “Üniversite Eğitimine Paralel Gazetecilik Eğitimi”;  Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Sağnak “Üniversitelerde Gazetecilik Eğitimi”;  Katolik Haber Ajansı’ndan KerstinBücker “Günlük Gazetelerde Staj”, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Mustafa Kuleli “Türkiye’de Yeni Nesil Gazeteciler”, ChristianJakubetz ise genel sunum yaptı. Oturum başkanlığını German Press Agency’den Jan Kuhlmann yaptı.
 
CHRİSTİAN JAKUBETZ: GAZETECİLİĞİN GELECEĞİ TEKNOLOJİYLE GELİŞİYOR
ChristianJakubetz, yaptığı genel sunumda şunları dile getirdi:
“Gazeteciler aslında meslek görüntülerini denetlemeleri gerekiyor. Kendilerine yepyeni görevler düşecek. Bugün artık gazeteci kendi hikayesini anlatmayacak. Multi medya kendi hikayelerini tek başına anlatıyor olacak. Multi medya şeklinde düşünen gazeteciler devreye girecek. Bir adım ötesi demek. Hiçbir zaman öğrenmemiz gerekir demeyeceğimiz şeyleri öğrenmek zorunda kalacağız. Yazım ve donanım konularına da bakmamız lazım. Almanya’da 14 -19 yaşında akıllı telefon kullananların oranı yüzde 80. Akıllı telefon kullanan gençlere daha fazla ulaşmamız gerekecek. Gazetecilik kendi olan durumunu da değiştiriyor. Teknolojiyle birlikte gelişen bir gazetecilik devrede. Dijitalleşme aynı zamanda bireyselleşmenin de bir yolu. Hem tüketime açık hem de üretime açık gazetecilik, teknolojiyle, mobiliteyle yakından bağlantılı olacak. Stüdyoyu cebimde taşıyorum. Gelecekteki kullanıcılarımız bu medya üzerinden bilgiyi alacaklar. Gerçek zamanlı olarak yayınları da yapılacak.”
 
MEHMET SAĞNAK: İLETİŞİM FAKÜLTESİ MEZUNLARI SEKTÖRDE TERCİH EDİLMİYOR
Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Sağnak “Üniversitelerde Gazetecilik Eğitimi” başlıklı konuşmasında Türkiye’deki iletişim fakülteleri sayısının fazlalığına buna rağmen istihdam oranının azlığına dikkat çekti. Sağnak, şunları söyledi:“Gazeteci olmak için iletişim fakültesinden mezun olmak gerekiyor mu?  İletişim fakültelerinin eğitimi pratik mi olmalı, teorik mi? Bu sorular sıklıkla soruluyor. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de gazeteci olmak için iletişim fakültesinden mezun olmanız geremiyor. Peki iletişim fakültelerinde gazetecilik öğrenilebilir mi? Evet. İletişim fakültelerinden talebin çok üzerinde kişi mezun oluyor. İstanbul İletişim Fakültesi eski dekanı mezunlarının ancak yüzde 7’sinin iş bulabildiğini söylemişti. Sektörde iletişim fakültesi mezunlarından daha çok başka bölümlerden ve Boğaziçi gibi üniversitelerin mezunları tercih ediliyor. Bir diğer sorun ise sektör, iletişim fakülteleriyle işbirliği yapmıyor. Gazetecilik, iletişim fakültelerinde okuyanların öğrenebildikleri değil, öğrendikten sonra da mücadele edeceği bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Öğrenciler peki ne yapıyor? Hiçbiri haber takip etmiyor.”
 
MUSTAFA KULELİ: TEKNOLOJİ GAZETECİLİĞİ ÖLDÜRMÜYOR
Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Mustafa Kuleli “Türkiye’de Yeni Nesil Gazeteciler” başlıklı sunumunda şu konulara dikkat çekti:
“Türkiye’de yeni medya Gezi Süreci’yle birlikte hız kazandı. Gazeteciler olarak yeni medyanın gücünü çok ciddi fark ettik. Gezi sürecinde geleneksel gazeteciler görevlerini yapamadılar. Ama herkesin her şeyden haberi vardı. Herkes yayıncı, herkes haberci idi. Bu noktada hep ‘Gazetecilik öldü mü?’ sorusu soruluyor. Hayır gazetecilik ölmüyor. En fazla haberin olduğu, en fazla haberin yayıldığı, tüketildiği çağı yaşıyoruz. Gazetecinin görevi bunları süzmek. Onu analiz etmek, olaylar arasında ilişki kurmak. Yani haberciliğin biçimi değişti. Gazetecilerin yeni medyayı çok iyi öğrenmesi bu alanda kendisini geliştirmesi gerekiyor. Bizde Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak TGS Akademi’yi kurduk.  Meslektaşlarımıza bu alanda eğitim veriyoruz.”
 
 
GAZETECİLİĞİN ZORLUKLARI
Seminerin 2. gününde “Gazetecilik Mesleğindeki Zorluklar,  Yasal Haklar. Gazetecilik Çalışmalarının Dijital Ortamda Korunması” başlıklı 5. panelle sürdü. Bu oturumda TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Türkiye’de Yerel Basının Bugünü ve Geleceği”; Kuzey Ren Vestfalya Gazete Yayıncıları Derneği Hukuk Danışmanı Carsten Dıcks “Almanya’daki Gazetelerin Yasal Dayanağı”;  Basın Enstitüsü Derneği Başkanı  IPI Türkiye Temsilcisi Kadri Gürsel “Türkiye’de Gazetecilerin Mesleğinde Yaşadığı Zorluklar”;  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük “Türkiye’deki Gazetelerin Yasal Dayanağı” başlıklı birer konuşma yapacaklar. Gazeteci Koçu, Dr. Manfred Redelfs “Almanya: Bilgi Özgürlüğü Yasası”;  İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Aslı Tunç “Türkiye: Bilgi Özgürlüğü Yasası”;  Marcus Lındemann “Almanya’ da Araştırma Yöntemleri”, Cumhuriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz “Türkiye’de Araştırma Yöntemleri” konuları hakkında bilgi verecekler. Panelin oturum başkanlığını Milliyet Gazetesi Okur Temsilcisi Belma Akçura üstlendi.
 
GÜNEŞ: YEREL BASINDA İLETİŞİM FAKÜLTESİ MEZUNLARININ ÇALIŞMASINA OLANAK SUNULMALI
"Yerel medyada meslektaşlarımızın, baskı, dağıtım, yeterli personel eksikliği var, mali sorunları var. Yaptıkları haberler nedeniyle yerel otoritenin baskısına maruz kalıyorlar. Yerel otoriteler artık basın toplantısı yapmıyor. Basın bülteni gönderiyor. Kimse gazetecilerin soru soracağı ortamı yaratmak istemiyor. İletişim fakültesi mezunları yaygında da yerelde de yeterince istihdam edilemiyor. Nitelikli haberciler, gazetecilik yapma şansına da sahip değiller. Yılda bin gazeteci işsiz kalıyor. TUİK verilerine göre 7 bin konusunda uzman gazeteci işsiz. Son 7 yıl içinde iktidarın baskısıyla gazetecilik ajans haberciliğine mahkum edilmiş durumda. Eğer seçimde koalisyon kurulamaz ise gazetecilik açısından da bizi pozitif günler beklemiyor.”
 
CARSTEN DICKS: BASINA DAHİL OLAN TÜM KURUMLAR BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İLE KORUNMAKTADIR
Kuzey Ren Vestfalya Gazete Yayıncıları Derneği Hukuk Danışmanı Carsten Dıcks “Almanya’daki Gazetelerin Yasal Dayanağı” başlıklı konuşmasında şunları söyledi:
“Basın özgürlüğü, demokratik bir hukukun temelidir. Devlet, basını koruma yükümlülüğüne sahiptir. Basını koruma özgürlüğünden dolayı gazeteciliğe erişimin serbest olması gerekmektedir. Mesleki eğitimin erişime açık olması gerekiyor. Gazetecilikte tekelin önüne geçilmesi de sağlanmaktadır. Basının finansla desteklenmemesi gerekir. Aynı zamanda ciddi basın korunduğu gibi ilanlar da korunmaktadır. Renkli basın dediğimiz yayın evleri de korunmaktadır. Basına dahil        olan tüm kurumlar basın özgürlüğü ile korunmaktadır. Bilginin yayınlanması ve      dağıtılması da basın özgürlüğü çerçevesinde ele alınmaktadır. Araştırmacı gazeteciler de istedikleri bilgilere ulaşabilmekte, devletten alabilmede özgürdür. Devletin basın yasaları çerçevesinde bilgi verme yükümlülüğü vardır. Bu önemli bir haktır. Devlet, kamu çıkarları ağır basması durumunda bilgi vermeyi reddederse de gazeteciler o zaman dava açabilirler. Kişinin onur ihlal edildiği zaman sınırlandırır. Ayrıca basının çalışmalarını düzenleyen basın ahlak kuraları vardır.”
 
KADRİ GÜRSEL: TÜRKİYE’DE GAZETECİLİK CAN ÇEKİŞEN BİR MESLEK
Basın Enstitüsü Derneği Başkanı  IPI Türkiye Temsilcisi Kadri Gürsel “Türkiye’de Gazetecilerin Mesleğinde Yaşadığı Zorluklar” başlıklı konuşmasında Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu değerlendirdi:
"Basın Kanunu basılmış eserlerin basımı ve yayını kapsar. Basılmış eser; yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını kapsar. Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Gazete Basın Kanununa göre dönemsel yayındır. Gazete dergi çıkarmak için izin sistemi veya mali teminat şartı hukukumuzda aranmaz. Yetkili Makama belirli bilgileri içeren beyanname verilmesi yeterlidir. Türkiye’de yabancılar, karşılıklılık koşulunun gerçekleşmesi üzerine süreli yayın çıkarabilirler. Yabancı bir ülkede basılmış süreli ve süresiz yayınların Türkiye’ye getirilmesi ile ilgili bir sınırlama bulunmamaktadır. Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye'de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç 24 saat içinde hâkimin onayına sunulur. 48 saat içinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararı hükümsüz kalır.”
 
GÖKHAN KÜÇÜK: YABANCI BİR ÜLKEDE BASILMIŞ ESER TÜRKİYE’YE GETİRİLEBİLİR
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük “Türkiye’deki Gazetelerin Yasal Dayanağı”  başlıklı sunumunda şu konulara dikkat çekti:
“Basın Kanunu basılmış eserlerin basımı ve yayını kapsar. Basılmış eser; yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını kapsar.  Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Gazete Basın Kanununa göre dönemsel yayındır.Gazete dergi çıkarmak için izin sistemi veya mali teminat şartı hukukumuzda aranmaz. Yetkili Makama belirli bilgileri içeren beyanname verilmesi yeterlidir. Türkiye’de yabancılar, karşılıklılık koşulunun gerçekleşmesi üzerine süreli yayın çıkarabilirler. Yabancı bir ülkede basılmış süreli ve süresiz yayınların Türkiye’ye getirilmesi ile ilgili bir sınırlama bulunmamaktadır. Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye'de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Kırk sekiz saat içinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararı hükümsüz kalır.”
 
MANFRED REDELFS: BİLGİ EDİNME HAKKI HEM GAZETECİLERE HEM VATANDAŞA TANINMIŞ BİR HAK
Gazeteci Koçu, Dr. Manfred Redelfs “Almanya: Bilgi Özgürlüğü Yasası” başlıklı konuşmasında şunları söyledi:
“Almanya’da basın hakları, çok uzun yıllardan beri yasayla güvence altına alınmış durumda. Gazeteciler bu hukuki zemine dayanarak mesleklerini rahat bir şekilde yapabiliyorlar. Bilgi edinmek sadece gazetecinin değil vatandaşa da tanınan bir hak.”
 
ASLI TUNÇ: TÜRKİYE’DE 10 MİLYONA YAKIN BİLGİ EDİNME BAŞVURU VAR
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Aslı Tunç “Türkiye: Bilgi Özgürlüğü Yasası”  başlıklı konuşmasında şunları anlattı:
“Düşünce özgürlüğünün temeli, bilgiye erişim özgürlüğüdür. Bu olmaksızın ne özgür araştırma, ne gerçeğin izlenmesi ne de bilimin ilerlemesi gerçekleşebilir. İfade ve bilgilenme özgürlüğü farklı şekillerde olabilir. İlki yurttaşın devlet kurum ve kuruluşlarından bazı bilgileri talep etmek hakkı vardır. Vatandaşlar kendileriyle doğrudan ilgili olsun veya olmasın, merak ettikleri herhangi bir bilgiyi elde edebilirler. Bu sayede kamu kurum ve kuruluşları şeffaflaşır ve bilgi demokratikleşir. Bireyler bu şekilde yönetime dahil olur. Bilgi Edinme Hakkı, 12 Eylül Referandumu ile 2010 yılında hak olarak Anayasa’da yer aldı. Bu süreçte Türkiye’de 10 milyona yakın bilgi edinme başvuru yaptı. 2008’den beri her sene 1 milyondan fazla başvuru yapıldı. Resmi rakamlara göre başvuruların yüzde 87’sine olumlu cevap verildi. Reddedilen bölüm 700 bin civarında başvuruya denk geliyor. Ve bu retler için herhangi bir gerekçe verilmiyor.”
 
GÜRAY ÖZ: SOSYAL MEDYADA TROLLER SAVAŞ ORTAMI YARATIYOR
Cumhuriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz “Türkiye’de Araştırma Yöntemleri” başlıklı sunumunda şunları dile getirdi:
“Türkiye’de bu iş kolaydır. Çünkü araştırma yapamazsınız. Araştırma yapabilmek için sosyal medyayı, açık kaynaklara ulaşırsınız, kamu kaynaklarını zorlarsınız. Devletin değişik organlarına yasama, yargı, yürütme ile ilgili bürokrasiye başvurursunuz. Bunlardan ağlıklı bilgi edinmeniz mümkün değildir. Nereden bilgi ediniyoruz? Birbiriyle çatışan, kavga eden kamu kurumlarının sızdırdıklarından ibaret.  Geçmişte araştırmacı gazeteciliğin önünde böyle engeller yoktu. Bu kurumları zorlanarak, elimizdeki bilgilerle birleştirilerek usulsüzlükler ortaya çıkarılabilirdi. Şimdi karşınızda bir duvar var. Sosyal medya bilgiler dezanformasyona uğruyor. Doğruları anlatabilmek için meydan savaşı verdiğimizi söylememiz lazım. Şu anda sosyal medyada 6 bin görevli troll var. Para alarak, sosyal medyada yanlış bilgi veriyorlar. Savaş ortamı yaratıyorlar. Doğru bilgiyi tersine çevirmeye çalışıyorlar. Tartışma hakkınız elinizden alınıyor. Bizim düşünme hakkımızın neredeyse elimizden alınması dehşet vericidir. Size gerçekleşmiş olayla ilgili eleştiri yapma imkanı bile tanınmıyor.”
 
MARCUS LINDEMANN: GENÇ GAZETECİLERİN BİLGİ EDİNMESİ ÖNEMLİ
Marcus Lındemann “Almanya’ da Araştırma Yöntemleri” başlıklı sunumunda şu noktalara dikkat çekti:
“Günümüzde doğru bilgi edinmek, doğru bilgi vermek çok önemli. Genç gazeteciler,  deneyim elde edene kadar çok zaman geçiyor. KAS Destek programları gençlerin imdadına yetişiyor. Bilgi edinme hakkı kullanma hakkı, yasalarla düzenlenmiş olmasına rağmen piyasada bir boşluk var. Bu hak sayesinde; çok büyük haberleri bile elde edebildiler.  Dijital boyuta baktığınızda dijital de bilgi sağlayanların korunması, koruma altında olması öngörülmektedir.”