“OHAL’in Birinci Ayında Basına Baskılar” tartışıldı  

TGC, TGS, DİSK Basın İş, ÇGD, Basın Enstitüsü, PEN Türkiye Merkezi ve Haber-Sen “OHAL’in   Birinci Ayında Basına Baskılar” başlıklı toplantı düzenledi.  Meslek örgütleri, gazetecilerin halkın haber alma hakkı için mücadele ettiğini belirterek tutuklanan, gözaltına alınan gazetecilerin serbest bırakılmasını, kapatılan gazetelerin açılmasını istedi

İSTANBUL - Türkiye'de halkın haber alma hakkının önündeki engellerin kaldırılması, gazetecilik mesleğinin hedef gösterilmeden, saldırıya uğramadan, tutuklanmadan yapılabilmesi için bir araya gelen meslek örgütleri basın toplantısı düzenledi.  Cağaloğlu’nda TGC’nin üst katındaki Gazeteciler Restoranı’nda yapılan toplantıya;   Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, Genel Sekreteri Sibel Güneş,  Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç, DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren, Basın Enstitüsü Derneği Başkanı, IPI Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Gürsel, PEN Türkiye Merkezi Başkanı Zeynep Oral ve Haber-Sen İstanbul 5 Numaralı Şube Başkanı Engin Başçı katıldı.

TGC BAŞKANI TURGAY OLCAYTO: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ASKIYA ALINMIŞ DURUMDA

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, konuşmasında şu bilgileri verdi:

“OHAL ilan edileli bir ay oldu.  Bir ay içinde 134 gazete, dergi, televizyon ve radyo kapatıldı. 71 arkadaşımız tutuklu. Küçük küçük sevinçler de var.  Dün Özgür Gündem Gazetesi’nden gözaltına alınan 22 meslektaşımız serbest bırakıldı. Gözaltına alınan meslektaşlarımızın bir kısmı darp edilmiş, çeşitli tehditlere maruz kalmışlardı. Bunları protesto ediyoruz. Artık herkesin sorduğu bir soru var. ‘Türkiye 15 Temmuz’daki darbeden sonra daha mı kötüye gidecek ya da gerçekten bütün kural ve kurumlarıyla işleyen demokrasinin yolu  açılacak mı?’ Bu sorulara yanıt vermek  zor. Görünürde askıya alınmış temel hak ve özgürlükler, düşünceyi ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü var. Her gün halkın haber kanalları biraz daha tıkanıyor. Bu durumda gerçekten bir yargıya varmak çok zor. Biz gazeteciler olarak elimizden geldiği kadar bu kanalları açık tutmaya halka ulaşmaya çaba göstereceğiz. Dün nasıl uğraşıyorsak bugün de uğraşmaya devam edeceğiz.

 LİNÇ KÜLTÜRÜ YENİDEN ORTADA DOLAŞIYOR

OHAL, tüm Türkiye’de etkili. En büyük görev valilere ve kolluk güçlerine düşüyor. Burada büyük bir zaaf var. Yalnız gazetelere, gazetecilere değil sanatçılara, bilim insanlarına, yazarlara yönelik bir şiddet kampanyası adeta sürdürülüyor ya da sürdürülmesine izin veriliyor. Bir linç kültürü yeniden ortada dolaşıyor. Buna zaman zaman hepimiz tanıklık ediyoruz. Özellikle bu meydanlarda demokrasi toplantılarına katılmayanları vatan hainliğiyle suçlayan, sanatçıları sosyal medyada linç etmeye çalışanlar var. Gözaltına alınan yazarlar var. Önemli bir yazar olan Hilmi Yavuz alındı bırakıldı.  Hilmi Yavuz, Türkiye’nin en gurur duyduğu yazarlardan biridir. Aslı Erdoğan, uluslararası alanda çok tanınmış bir yazarımız. Ragıp Zarakolu Türkiye’de değil ama evine baskın yapıldı. Bunların nedenini bulmak çok zor. Bu yazarlar, çizerler düşüncelerini ifade eden, yurt dışından da tanınan Türkiye’nin yüz aklarıdır.”

TGS GENEL BAŞKANI UĞUR GÜÇ: 2 BİN GAZETECİ İŞSİZ KALDI

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç ise konuşmasında şunları dile getirdi:

“15 Temmuz’da darbe girişimi yaşadık. Daha demokratik bir ülke için darbelere karşı olduğumuzu da söyledik. Basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. OHAL döneminde 134 yayın kuruluşu kapatıldı. 2 bin gazeteci işsiz kaldı. KHK’de geçen maddeye göre basın kurumlarının mal varlıkları hazineye devredildi. Hazineden talep edilemez diyor. İşe iade davaları nasıl açılacak? Kime başvurulacağı bilinmiyor. Emekçilerin, işsiz kalan insanların açlıkla, işsizlikle yüz yüze bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz.”

DİSK BASIN İŞ BAŞKANI FARUK EREN: SEKTÖRÜN YÜZDE 3’Ü İŞSİZ KALDI

DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren ise şöyle konuştu:

“Biz meslek örgütleri olarak OHAL’den önce de cezaevi nöbetleri tutuyorduk. Adliyelerde açıklamalar yapıyorduk. Gazeteciler OHAL’den de önce davalarla boğuşuyordu. Özgür Gündem ile dayanışma nöbeti için gazeteye bir saatliğine bile uğrayanlara dava açıldı. Darbe girişiminden önce de gazeteler kapandı, kayyumlar atandı. Çok sayıda gazeteci işsiz kaldı. Hem de hiçbir hakkı verilmeden, hem de hiçbir hakkı verilmeden kapının önüne konuldular. Bu operasyonlarda sektörün yüzde 3’ü işsiz kaldı. Dayanışarak, yine haberler yaparak, elimizde hangi mecralar kaldıysa kamuoyuna gerçekleri aktararak bu karanlıktan kurtulabiliriz diye düşünüyorum.”

KADRİ GÜRSEL:  GAZETECİLERİN ÜZERİNE GİDİLMESİNDEN ENDİŞELİYİZ

Basın Enstitüsü Derneği Başkanı, IPI Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Gürsel konuşmasında şu noktalara dikkat çekti:

“Darbe girişimlerinin nasıl önleneceği çok bellidir. Ancak gazetecilerin derdest edilmesi, eksik kalmış bazı kişisel hesapların da bu vesileyle görülmek istenmesi, intikamcı duygularla gazetecilerin üzerine gidilmesi bizde endişe yaratmaktadır. Ülkemiz açısından da kaygılanmamıza neden olmaktadır. Bağımsız medya kuruluşlarını yok edici tedbirlerin alınmasına karşı seslerin yükseltilmesi gerekiyor. En kısa zamanda darbecilikle suçlanan gazetecilerin de bu darbeye nasıl katıldıkları, iştirak ettiklerinin de delilleriyle ortaya konulması gerekiyor. Bir tehlike daha gözüküyor. Her türlü fikri muhalefetin darbecilikle özdeş tutulup cezalandırılmak istenmesi gibi bir eğilim ortaya çıkmış durumda. Basın özgürlüğü mücadelesi veren sivil toplum kuruluşlarının ittifaklara yönelmesi, uluslararası planda da güçlenmesi gerektiği OHAL şartlarında karşımıza çıkıyor.”

ZEYNEP ORAL: HALKIN HABER ALMA HAKKINI YOK EDEREK Mİ DEMOKRASİ GETİRİLECEK?

PEN Türkiye Merkezi Başkanı Zeynep Oral konuşmasında şu görüşlere yer verdi: “IŞİD, FETÖ, PKK terörü ve bunlara mücadele vereceğim diye bir devlet terörü yaşamaktayız. PEN  olarak, 16 Temmuz’da bir açıklama yaparak darbelere karşı olduğumuzu bildirdik. Kuvvetler ayrılığının önemini vurguladık. Camilerin siyasal amaçlarla kullanılmasını şiddetle kınayan bir açıklama yaptık. O günden sonra bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e küfredenlerin şimdi yüceltmesine tanıklık ettik. İhbara tanıklık ettik. Kandırıldık itiraflarına tanıklık ettik. Cadı avına tanıklık ettik. 100 binleri bulan listeler, gazetelere baskınlar, kitapların talan edilmesi, işkencelere tanıklık ettik. Bu mu demokrasi? Hilmi Yavuz, Aslı Erdoğan gibi yazarları hastanede süründürerek bir terör önlenir? Düşüncelerine katılırsınız ya da katılmazsınız Nazlı Ilıcak’ı hapse atarak, gazetecileri tecavüzle tehdit ederek mi önlenecek? Halkın haber alma hakkını yok ederek mi demokrasi getirilecek?“

ENGİN BAŞÇI: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SINIRLARSANIZ HALKIN HABER ALMA HAKKINI SINIRLARSINIZ

Haber-Sen İstanbul 5 Numaralı Şube Başkanı Engin Başçı “Bu ülkede artık en son yapılacak meslek gazetecilik haline geldi. Bu ülkede en çok yapılması gereken, ilke ve kurallarıyla birlikte yapılması gereken meslek de gazetecilik haline geldi” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu mesleği kendi düşüncelerimizi ortaya koymak için yapmıyoruz. Olan bitenlerden, tüm gerçeklikten bireylerin, toplumun bilgi sahibi olması için yapıyoruz. Çalışma koşullarımız zorlaştırılırsa bu bizlere karşı yapılmış müdahale midir?  O toplumda yaşayanların haklarına yapılmış müdahaledir. Hangi görüşte olursak olalım, bizi gazeteciler olarak bir araya getiren şey; halkın haber alma hakkı, gerçeklere ulaşma hakkıdır. Bu bizim mesleki namusumuzdur. Biz bu namusu korumakla yükümlüyüz. Basın özgürlüğünü sınırlarsanız halkın haber alma hakkını sınırlarsınız.”